Merhaba, öncelikle yazdıklarımı, muhterem Ramazan Güntay’ın köşesinden okuyup yorumlayan, okuyup yorum yapmayan, beğenen ve beğenmeyen herkese teşekkür ederim. Öyle uzun zamandır yazılarımın değerlendirilmesini bekliyorum ki, bu sitede olmak, bana getirilen teklif ve yazılarımın burada yaşayacak olması gerçekten çok keyifli. Ben yazar değilim, “yazarım” diyebilecek kadar haddini aşabilecek biri hiç değilim... Ama tek dileğim bir gün olabilmek... Kendimi şu anda sadece anlatıcı olarak tanımlıyorum... Evet, ben duygu anlatıcısıyım.

 

Duygular evrenseldir ya…

 

Kendime göre yaşadığım hayatımda, hapsolduğum özlemler, sevinçler, kırgınlıklar, coşkular ve içime çöreklenip hiç bitmeyen aşk... Aşkım; hep sahipsiz kalan... Herkesin yaşadığı ve zaman bitmediği sürece hep yaşanacak olan duygu dünyası... Hani duygular evrenseldir ya; belki dedim okuyan kendi yaşamından bir şeyler bulurda duygudaş oluruz... Keyifli anlatımlar olur ümidiyle... Kelimelerimiz hiç eksilmez... Ben, bana bu yolda destek veren tüm sevdiklerime, aşkımı sahipsiz bırakıp fırtınalarımın kelimelerimde dinmesine sebep olan, beni bu dünyada en çok yaralayan ve en çok mutlu edene ve ille de anneme teşekkür ederim...

Onaltıncı basamağında ömrünün, bir beşik çığlığıdır annem, tutuşunca zamanın etekleri. Annem göğsünde hıdrellez ateşi, avazlanınca bir çığlık, ağlaşır ilk merhabalar. Toprak sancır mı doğururken kardeleni; ya dal açarken çiçeği; kök filiz olurken? Annem kuytularında; çoğalma sancısının...

 

İçimdeki cenazeleri ilk kaldıran

 

Gökten düşen elmalar yasaklamış kadınlığına mağlup çocukluğuna. Hayallerinden bozma masallar anlatıcısı; sana yasak elmalar avuçlarımın sıcağı. Kaç kilit vurdun yasak bahçelerine, kaç hayal yaktın karanlık gecelerine; biz olabilmek için sadece, kaç vazgeçiş sakladın basamakların altına...

İçimdeki cenazeleri ilk kaldıran, zamana inat yaralarımı sağaltan. Hilesiz pusulam... Mavi düşlü güzel kadın... Baharını çaldığım hazan gülümsemesi. Ömrümün ağaran yanı... Annem duvar suskunluğu... Annem hep akşamüzeri telaşı…

Eğer gideceksen bir gün yerine bir avuç deniz ve bir karanfil bırak... Deniz mavi düşlerine; karanfil fikrinin izdüşümlerine....

Hoştur ya kalemin sihri; anlatmaya yetmedi güzelliğini... Annem,hayatıma üflenmiş peri tozu…

Ben annemin bahar hırsızı, aklının semalarının aylak uçurtması...



 

Figen GÜÇLÜ / www.hurriyetport.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 16:00:39