Şehir-siz
Toplanmamış zamanlar dağınığında yaşıyorum ben. Kaç gün olmuş ben anamın rahmine düşeli ve kaç gün olmuş ömür şarkım besteleneli? Dün olanlar bugünde olacak yarında. Zaman denilen hazır olmak demek değil midir? Beklemiyordum gelişini; zamansızız henüz; hazırlık telaşıyız. İki boylam arası kadar vakit farkıyız. Boylamlar arası savaşlar başlar, zamanlarımız birbirine yetişmeye çalışır. Eşitlenemez iki taraf; ben erken olurum, sen geç. Her gece aramızda uzanır savaş bıkkını küflü zamanlar. Gelmemeni istediğim kadar istemedim hiçbir şeyi. Akortsuz bir aşkta, düşler ayrılığı, bu zamansızlık. Adım ağır gelir, vakitler tamamlamaz birbirini. Adımın gölgesinde küflenir aşk ve küflü aşkımıza ayrılık yazılır boylamlar arası.
Ömür melodimizin nakaratıdır bu; ayrılığın bamtelinden gelir tınıları. Hiçbir ayrılık yakışmaz bir nakarata bu kadar ve hiçbir şey hak etmez ayrılığı aşk kadar. Dilimiz aşk yanığı, ayrılığı üfleyerek içelim ve rezillik bir ayrıcalıksa küflü düetimizin şerefine son kez ayrılalım.
Pazartesi perşembe nöbetlerine asılır ölgün gülüşün; yanına soluksuzluğum. Omuzbaşlarımızda iki melek, meleklerin cinsiyeti olmazmış; iki yiğit omuzlarımızda; nazarboncukları soyadının. Attığımız imzanın en güzel armağanı. Çağıldayan gençlikleri yokluğuna kelepçeli. Gölgelenemez ömürleri; kaldırımlar utanır suçsuzluklarından. Eğer yaşam bedel ödemekse; biz tüm hesabı kapatırız bu hasretle. Mezar taşıyım bıraktığın her şeye; kıyamete kadar beklerim başlarını.
Bilirim ki elbet sabah olacak bir gün. Bir gece en fazla kaç yıl sürer ki? Sürgün kapıların açılacak ve balıkçının gür merhabasıyla karşılayacağım seni. Tüm sayfalarımı açacağım yeniden koşulsuz, şartsız. Ak saçlarımızdan akacak boz bulanık puslu takvim artıkları. Toza toprağa karmış yüreğimize 'beni yıka' yazacak içimizdeki çocuk en oyunbaz haliyle. Gözlerinin mavisinde yıkanacak yüreklerimiz. Ve bitimsiz bir vuslat başlayacak
Eski fotoğraflardan daha eski şimdi yüzüm, büyümüşüm. Suçlarım büyümüş; suçlarımın itirafçısı şiirlerim büyümüş. Bir eşik olmuşken yaşım, saçlarınızı yakmışım gecelerime. Umutlarımdan umutsuzluk doğmuş her başlangıcıma. Her başlangıç bir parmak bal tadı, gerisi elimde mühürlü bir zarf; içinden hep bereketsizlik çıkan. Bir hiçliğe yazılır ömrüm. Bereketsizliğim boynumda yağlı ilmek; ne öldürür, ne nefes aldırır. İki arada bir derede hayatım. Bilsem ki fotoğraflarda da öleceğim, son atımlık kurşunu göğsüme çeviririm. Üç babam var benim; bir kere ölürsem bin kere ölür ciğerlerinde nefesleri. Aldıklarımın üstüne caba ağıtlanır gönülleri.
Üç babam var benim. Biri babam; ikisi amcam. Üç babanın altı çocuğu. Anadan doğma değil kardeşliğimiz, helalinden bölüştüğümüz ekmekten. Altı kardeş, üç babanın emek rahminde büyümüşüz, alın teri ile sulanmışız. Bu yazı hepimizden bir parça, siz beşiniz satır aralarında gizlisiniz. Aldıklarımız yerine konulamaz; hatalarımız, kekliğin boynuna halka, efenin sırtına hançer, minnoşa it dalaşı oldu. Ve bir özürle dinmez babaların kalp ağrıları.
Üç babamız var bizim ve üç kere yetim kalacağız biz...
Ve biz altı kardeş hiçbir zaman düştüğümüz yerde kalmayacağız, babalarımız olmasa da. Emeğin, sevginin ve paylaşmanın verdiği o güzellik, o iyilik adına; yaşam savaşsa paylaşımsa; sevgi emekse; bedenler yorgun gönüller uzağı kolluyorsa, eller geleceğe kenetlenmişse, hüzünle mutluluk ayrılmazsa, doğrularla yanlışlarla iyi ki yaşadıysak, pişman değilsek birbirimizden; iyi ki varsınız, iyi ki babamızsınız, iyi ki kardeşiz...
Figen GÜÇLÜ
Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:55:16
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.