Sana kurak toprağım, başka

çiçek yeşermez artık…

 

Kapım ardına kadar ihanete açılmış. Fütursuzca yerleşmiş aramıza, el yüreği. Tohumlarını yeşertmiş evimin orta yerine. Bana ayrık otu, sana gül dalı olmuş. Sen haz sularına başka bedenlerle dalarken, ben kendisine yol hazırlığında bir göçebeyim. Kaldırıp kanatlarını gökyüzüne, başka topraklara süzüldüğün gün düştün göğsümün göğünden. Sana kurak toprağım, başka çiçek yeşermez artık. İçimdeki şiirlere şikâyet ediyorum, sefil düşlerimi.

İLK DEĞİLMİŞ BU İHANET

Zamanın yakasında; ata yadigârı bir broş ihanet. Tanık olduğu zamanların ihanet hikâyelerini haykırmakta tek tek; acıdan çatallaşmış sesi ile. İlk değilmiş bu ihanet.

İçsel bir yanılsama benimki. Ölümü doğururken gözlerim sabaha -ki bir aşk ölüsüdür doğan-  içimdeki kadına büyütüyorum öfkemi. Suretimi görüyorum camdan, daha da büyüyor öfkem. Sokak sessiz, ıssız. Herkes mi göç etti, vişne ağaçlarının kesildiği bu muhitten? Öyle kimsesiz... Hayır, ben ağlamadım; gerçeğe aydım, mutluyum; sıyrıldım yalanlardan. Ben ağlamadım, sustum sadece sustum. Vişne ağaçları ağlamış olmalı kesilirken; her yer kan kırmızı.

KİRLENDİ SAYFAM, KİRLENDİ AŞK

Ha; bir de, sustuğum yerde, kan kaybında ölmüştü aşk az önce. Vişne ağaçlarına karışmış kanı; ama ben ağlamadım, sadece sustum. Ellerimi arıyorum şimdi ellerimi. Güzel bir şiir yazacaktık; az kalmıştı, az. Ellerim en çok bir aşkın boynuna sarılmışken; ya da sevdalı sözler yazarken seviyorum onları. Şimdi acımı sağaltmak için kırık kalbimin parçalarını topluyorlar, ölü vişne ağaçlarının arasından. Ellerim, kalp kırıkları iğne iğne her yerinde. Sevda diyemeyecek ellerim acısından.

Ah, şairin beyaz sayfasına yüz sürdün ya; kirlendi sayfam, kirlendi aşk... Ölüsüne bile saygı duyulmadan. Bu yazı hep burada kalacak; anlamayana hep lal...

Figen GÜÇLÜ

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:44:14