Şehir-Siz

 

Satılmış sevdalara, yeminler

edilirken başka kollarda

 

 

Gülün solduğu yerden düşüyorum gecene. Tenhalığına süzülüyorum usulca. El değilim ya bastığın toprağa, el yordamıyla buluyorum seni. Uzanmışsın kimsesizliğe. Gözlerin ha kapandı, ha kapanacak karanlığa. Parmaklarımın ucunda duruyorum başucunda, nefesimi tutuyorum ki, karanlık düşüncelere uyanmasın gözlerin. Tam tekmil heybemde hikâyelerimiz. Bir hikâye çıkarıyorum en oyunbazından; kelimelerini serpiyorum üzerine, rüyan oluyor; gülümsüyorsun işte bak... Bir tek ben görüyorum mutlu olduğunu. Sen gördüğümü bilmiyorsun.

GÖÇ TORTULARI BİRİKMİŞ

Zaman ki en acımasız; katre katre, pervasızca eskitir insanı. Senin eskiliğin zamandan değilmiş anladım. Göç, en ağır konuğuymuş ömrünün. Konar-göçerlere asılı kalmış kalbin. Paylaştığın yastıkta; artık, kimsesizlik izi. Göç tortuları birikmiş yüzünde. Toprağına döktüğüm gözyaşlarını topluyorum damla damla. Tortularına döküyorum, dağılmıyorlar. Asırlar önce işlenmiş gibi yüzüne öylece duruyorlar, acıklı.

ŞEYTANIN DULU SEVDA

Bu mudur ki ömrünü geçirdiğin yüzler? Viyana maskelerinden beter sahtelikler... Kırk yıl geçmiş olmalı, içilen onca kahvenin üzerinden. Hatır, gönül ne anlamsız sözler. Şeytanın dulu adeta sevda, hep tetikte can yakmaya. Satılmış sevdalara, yeminler edilirken başka kollarda; senin dudaklarında hala sevilgen fiiller. Tanıdık seslerden, yabanıl sözler kulaklarında. Kim bu ömrünü parçalayan yabancılar? Seni asırlık fotoğraflardan çekip çıkaran, can alıcılar? İçlerinde bir fitne, bir fesat... Ah... Yalana sayıldı koca bir hayat.

HESABI TUTULMAZ BU ACILARIN

Hiçbir teselli dindirmeyecek, içsel kanamalarını... Biliyorum hesabı tutulamaz bu acılarının. Renk renk çileleri tersten örüyorsun şimdi. Ve hep aynı terane 'Hayat, bu işte.' Şiir bir kılıç izi dilimde; izimden dökülüyor sana kelimelerim...'Çocukken gökkuşağına benzetirdim seni. Her sevdada bir rengin kayboldu gitti. Şimdi yüzün yorgun, tuhaf bir gri.'Hey; ömrü hazana dönmüş koca çınar. Güneş hep senin memleketinden batmakta; benimse bir yüzüm doğuya dönük, kendi gurbetimin yolcusuyum şimdi. Gitmek sancısı içimde. Bir şehir yanacak birazdan en harlısından, ben gitmiş olacağım. Önce yüreğini kurtar ki yeni sevgilere küsmesin... Bir kış mevsimi büyüt içinde; serinliği yalnızlık ateşini söndürsün. Gülümse sen, kalemimin karanlığı aydınlansın.

NAZIM’IN PİRAYE’YE AŞKI DEĞİL Kİ…

Bir ninni bırakıyorum usuna giderken, acılarını uyutsun diye. Zamanın nasır tutmuşluğunda, sana en uzun yazılarımı, göğsümde yeşerttiğin gülistandan yazacağım. Ve her sabah güneşi göndereceğim, gurbetimden göğüne... Ömrün aydınlansın diye. Kaldı mı ki daha anlatacak? Ne diyeyim ki, üzülme, modern zamanda hiçbir aşk, Nazım'ın Piraye'ye aşkı değil ki...

Figen GÜÇLÜ

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:45:16