Tanıdık bir hikâye arıyorum kendime…

 

 

En çok sevda dedi kalemim; sonra ne yakışıyorsa sevdaya onu dedi; hasret, acı, bekleyiş, öfke... Tanıdık bir hikâye arıyorum kendime, hesabı hala tutulmamış, acımı bitirsin diye…

Eskitilmiş bir şehrin isimsiz sokağında... Bir gece kaybolmuş mazimde. Aklım kar ayazında donmuş. Gece sırrını bana dökmüş, kaldırırsam ömrüm parçalanacak bilirim. Bin yıldır suskunu, Frig Vadisi'ne kadar suskun. Sesim, isimsiz sokakta gömülü; konuşursam sesimde ölürüm. Kaybolmuş mazimde bir gecede ruhum sağır, dilsiz. Bir şehre adadım öğrenci güncelerini ve bedeli çoktan ödenmiş bir aşkın ateşiyle yaktım bir şehri.

 

İmbat kan ter içinde efkarımı dağıttı

 

Caddelerinden denizler akan şehrime sığındım. Liman liman gezdirdim yüreğimi, aklımı İda Dağları’na kaçırdım. İmbat kan ter içinde efkârımı dağıttı. Ve deniz gezmiş yüreğime ne zaman kar ayazı düşse, belleğim yanar ellerimde. Gece kadar suskunum yine; ben hep sustum, konuşan kalemimdi sadece ve öznesi hep sen olan şiirler konuştu; en çok sevda dedi kalemim. Sonra ne yakışıyorsa sevdaya onu dedi; hasret, acı, bekleyiş, yok oluş... Tanıdık bir hikâye arıyorum şimdi, hesabı hala görülmemiş acımı bitirsin diye

Bodrum Balıkçısı'nın tarihine bakıyorum, kendi sürgününden cennet yaratabilmiş; hayatla yenilemiş kendisini ve Zeus’un kutsal maviliklerinde kutsamış geçmişini. Aslında kendi tarihime yolculuk bu; şimdi içimde yangın artığı olan, sesimi hapseden o uzak şehre bıraktığım, bir daha asla ulaşamam dediğim tarihime.

 

Pişmanlığa ve ağlamaya yüzü yoktur tarihin

 

Tozlu sayfalarını açıyorum birer birer ve ne sakladıysam elyazmalarına çıkarıp hepsini hayata salıyorum ve anlıyorum ki pişmanlığa ve ağlamaya yüzü yoktur tarihin; koşulsuz şartsız bir kabul ediştir tarih. Kalemim hafifliyor, şimdi en çok vuslat yakışıyor sevdaya ve o uzak şehre yolculuğum başlıyor, sesime sahip çıkmaya; kutsal Roma gibi küllerinden yeniden doğacak o uzak şehre.

 Aşkı ibadet sayan tanrının fısıltısı kulaklarımda 'kutsandınız siz'.Boz tüylü sevinçler dörtnala koşuşturuyor. Kelimelerin süngüsü düşüyor, bir gelin teli avluya. Sesler suspus oluyor; her şey şiire saklanıyor ve hayat affedebilmekle başlıyor.

Kalemi gel-git bir şairin dizelerinde yeniden yaşayacak geçmiş ve kimse anlamayacak neyi anlattığını…

 

 

 

 

Figen GÜÇLÜ

 

 

Yayın Tarihi: 2011-03-20 16:00:00