Şehir-Siz

 

…ve aşk cumhuriyetinde

tarih değişiyor

 

 

Ne vakit açsak düşlerimizi, daha gösteremeden, söyleyemeden, iklim kırılır; ağlarız. Kâbusların terk etmediği bir coğrafyada, iklim kırılır, biz hep ağlarız. Perçinlenmiş duygularımız katliamlarla oynaşır. Şiirimizin dizi kanar. Sözümüz sukut olur. Bir hayat unuturuz, yorgun yüzlerimizde ve gençliğimizi ellere emanet etmişiz. Gezgin birer ruhken hepimiz, bildiğimiz adreslerin hiçbirisinde yokuz şimdi.

 

Ellerimiz tövbeli bu hayata

 

Delibaş aklımız, alevli yüreğimiz ve ellerimiz tövbeli artık bu hayata. Nefesimizde izbe sokaklar ve müstehcen düşlerle, hiç edilmiş bir ömre karalar bağlıyorduk. Firariye yazılmış beyazlarımız ve kurşun kadar ağır bir sessizlik... Şimdi kurşunlar döktürmeli bu soyu bozuk sessizliğe. Sirenalar gelmeli, kulaklarımızda çınlamalı sesleri. Ve ömrümüzdeki narkoz esrikliğini silmeli.

 

Toprağımızdaki su çürümekte

 

Bir lekeyiz adeta, asırlık bir tabloda. Per perişan yalnızlığımızla ve delikanlılığımızla güve yenikleriyiz paha biçilmez bir tabloda. Bilmediğimiz bir harita çizerken, kuşkanatlarında, toprağımızdaki su çürümekte bak. Yeşermeyecek bir daha hiçbir düş, hayat artık hep bozkır sıkıntısında geçecek. Ve kaybolduğumuz eşkâller, bir bir göstermekte kendilerini, şah damarlarımızı keserekten.

 

Sarıya dönmüş kızıl güller

 

Aşkın en kutsal haline adanmayı beklerken; sarıya dönmüş kızıl güller. Ateşe düştü verilmiş sözler. Hazan kokmuş sokaklar. Ve aşk cumhuriyetinde tarih değişiyor, Ağustos'un hazan saçlı bacısı tünemiş takvimlere. Eylül gelmiş... Her kapıya bir ayrılık bırakıyor. Ve biz hayatın üvey evlatları, kapımızda kalanları süpürüyoruz... Göğsümüzde ayrılık sancısı...

 

Figen GÜÇLÜ

 

 

 

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:52:40