Bir elmanın
iki yarısıyız!
Erkekler ve kadınlar elma denen meyveyi tamamlayan iki varlık! Biri olmadan diğeri yaşayamaz denilen, ayrı olduklarında da birlikte olduklarında da sorunları peşi sıra sıralayan bu canlılar topluluğu kendi aralarında ikişerli şekilde gruplanabilirler…
Önce kadınlardan başlayalım ne de olsa bir kadın olarak bunu anlatması daha kolay…
İki tarz kadın vardır hayatta… Birinci sınıfa girenler, “Bir kocam olsun, sevgisi ile boğsun, panjurlu falan bir de evi olsun; eh ayağımızı da yerden kesecek bir otosu da bulunsun, ben ona baksam, çocuk doğursam, yıkasam, beslesem, paklasam, saçımı süpürge misali uğruna harcasam, böyle yuvarlanıp gitsek. Benim hayatım onun, onun hayatı benim olsa, bir yastıkta kılıfını bile değiştirmeden kocasak” diyenler… İkinci sınıf ise, biraz bencil, sadece kendisini düşünür, “Hep formda kalayım, çocuk falan yapıp sarkmaya karşıyım, giyim-kuşam benim hayatım, paralı erkek ise idealim, evli-bekâr fark etmez, ömür bu tek böcekle geçmez” diyenler… Biri kalbinin sesini dinler, diğeri ise, paranın ahenkli sesini…
ERKEK KISMINA GELİNCE…
Erkek kısmına gelince de, aslında fazla değişen bir şey yok. Galiba onların da sınıfları iki çeşit! Evcimenim, karımın dizi dibindeyim, bastım imzayı taktım boynuma yuları, yaşayacağız artık bu hayatı, çoluk-çocuğa karışıp çizeceğiz kaderi! İşbaşı her gün, hafta sonu topluca aile sevgisi, para basan makine misali evin direği, temeli, tuğlası, hepsi onda toplanmış; biraz bıkkın ama boyun eğmiş, hayatta artık tek hedef torun-torba sevgisi mantığı ile yaşayan ilk sınıfın aksine ikinci sınıfın olayı daha bir başka!
Hem bekâr, hem evli fark etmiyor… Medeni hali yaşıyorlar sadece… Bekâr olanlar için en önemlisi deftere atılan çentik misali, listenin kabarık görünen hanesi kaçı sarışın, kaçı esmer rekorumu kim egale eder sıkıntısı içinde… Ya diğer evli versiyonunun dert yanma noktası, eşinin ona karşı değişimi, yılların verdiği deformasyonun sıkıntısı, ilgi alakanın azalması, karısının onu anlayamaması, dışarıdaki mis kokuluların fit vücutlu boyalıların ilgi ve alakası, önemli hissedilmenin hazzı, dahası andropozun tavan yapması…
EVDEKİNİ BEĞENMEYENLERE TAKTIM
İşte durum bu!
Bendeniz evdekini beğenmeyenlere takmış durumdayım… Alırken iyi de sonrası niye kötü? O kadar çocuğu sen doğursan, sende sarkarsın, onların peşinde koşarken sende çökersin, hayat kavgasında iki yakayı bir araya getirme telaşında sende ilgi alakayı unutursun… Empati kur… Kur, bak çekinme kur Allah aşkına… Evde böyle bir durumda iken karın gitsin çıtırı tıkırı ile takılsın hep senden dert yansın hoşuna gider mi?
Kükreme şeklinde bir “Hayır” sesi buraya kadar geldi… Tamam ya sadece empatiydi, bak bu bile seni gerdi… O zaman ne yapıyoruz, kendine yapılmasını istemediğini başkası için yapma deyip olayı bağlıyoruz…
Funda ERKOÇ