Bir tren masalı!..

Oldum olası tren yolculuklarını severim… Raylar üstünde yılan misali kıvrılırken, ağır çeliğin çıkardığı ses insanı alır uzak diyarlara, anılara doğru yola çıkarır… Ne zaman bir tren görsem sallanan bir mendil, gözlerden süzülen iki damla yaş, hasret, kavuşma sahneleri gözlerimde canlanır…

O yüzdendir ki, fırsatını bulduğum ilk anda atlarım bir banliyö trenine, her ne kadar yataklı ya da pulman tadında olmasa da, nefis körletme açısından idare eder. Geçenlerde atladım gene bir banliyö trenine, içerisi tepeleme insan  dolu… Kırk yılın çarşambası bir araya gelmiş de ucuzluk varmış gibi herkes üşüşmüş sanki aynı vagona…

İte-kaka, sağa-sola omuz ata ata kendime bir yer açabildim… Sonunda, hemen kapı dibi bir kuytu yere ilişip, ne olur ne olmaz diye çantacığımı da korumaya alarak başladık yolculuğa… Hafif bir sallantı ve çelikten çıkan o nağmeli melodi ile tam bir yerlere dalıp gidiyordum ki başımı, birden bir erkek sesinin höykürmesiyle irkildim!

1000 YETELELİK TELEFON

“Lan atarsan at çöpe, bende 1000 yetelelik telefon var, bana koymaz ne halt yersen ye” anlamına gelen, buradan yazamayacağım kadar bipli bir bağırtı… Sesin geldiği yere doğru kafamı çevirdim baktım, arka koltukta hemen benim çaprazımda kalan bir yerde, derli toplu denebilecek kılıkta, saçları jöleden boğulma tehlikesi yaşayan gençten bir adam elinde o 1000 yetelelik cep telefonu, oturduğu yerde yengeç pozisyonu almış bir halde, konuşmalardan anlaşıldığı üzere başka bir erkekle laf yarışında.

Meslek icabı meraklı olunca kulak kabarttım hemen… Aslında kulak kabartmaya gerek de yok hani, vagon çın çın ötüyor onun konuşmaları ile ama insanlar sanki sağır olmuş gibi duymazlığa geliyor. 2-3 dakika dinlemede kalınca olay hemen anlaşıldı nezdimde …

Şimdi olay şu; bu vagondaki beye, karşıda taraftaki bey telefon açıyor ve hesap soruyor. Bildiğiniz para hesabı falan değil ha! Kendi karısı ile buluşup buluşmadığını, cep telefonunu ona alıp almadığını öğrenmek amaçlı!.. Bizim vagondaki delikanlı da dürüstlükten ödün vermeyen biri olacak ki “Evet lan ne olmuş, buluştum telefonu da ben aldım napıcan” diyor... Eh karşı taraftakinin mal beyanı yaparcasına neler yapacağını bir bir karşı tarafa sözlü şekilde ilettiği kesin ki, bizim delikanlı “hadi bul da göriiim seni” savunmasında… Bu bağırtı-çağırtı 5–10 dakika kadar devam etti, sonra birden ne oldu anlamadım iki adam başladılar birbirlerine birader diye hitap edip daha relax bir şekilde konuşmaya…

HERKES KULAKLARI DİKMİŞ…

Ortak konuda telefonun diğer ucundaki adamın karısı ile vagondaki bu gencin buluştuklarında ne yaptıkları idi! Çok rahat ifadelerle vagondaki yengeç duruşlu delikanlı, başladı bir bir yaptıklarını anlatmaya, bir an etrafa baktım millet ne yapıyor diye, herkes bir gözünü yan tarafa vermiş, kulakları dikmiş olan biteni dinlemeye almış… Anlayacağınız alıcılar full çalışıyor… Neyse bütün olup biteni karşı tarafa anlatan delikanlı “İşte böyle bu iş daha ileride giderdi ama ben istemedim senin karın çok istedi ama” gibi cümleleri de rahat rahat sıralamaya devam ederken öbür uçtaki yaralı eş, inanmakla inanmamak arasında gidip gelirken yüzleşme talebinde bulundu… Bizim delikanlı da “Tamam abi nerede, ne zaman istersen… Sen yer belirle ben gelirim” diye adama okeyi de verip anlaşma sağladıkları anda zaten yengeç duruşlu delikanlının ineceği durağa gelinmişti… Yol boyunca kulağına yapışık o 1000 yetelelik telefonu, toplu ulaşım araçlarında bütün hayat hikayesini milletin beyinin en ücra kesimine kadar ulaştıran ses tonu ile konuşarak indi gitti…

SANIRIM SAĞDUYU GALİP

Arkasından baka kalarak, tabii sırf ben değil, herkes onun inmesini beklermiş gibi “cık cık cık” sesleri ile kendisini yolcu ettik…

Sonra her gün gazetelerin asayiş, cinayet haberlerini takip eder oldum, hani bu hikâyeye uyacak bir sonla biten bir olay olmuş mu diye… Şimdilik bu hikâyeyi destekleyen bir vukuata rastlamadım…

Telefonun karşı ucundaki ya anlatılanlara inanmamış, ya da en doğru seçimi yaparak değmeyecek insanlara, değmeyecek işler yapmamaya özen göstermiş… Anlayacağınız sağduyu galip gelmiş sanırım…

Funda ERKOÇ

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:32:57