Her ölüm acıdır!

Her ölüm acıdır, ama bazı ölümler insanın hayatında büyük yer eder… Bazen pişmanlık gelir ardından, bazen vicdan azabı!

Üst üste o kadar ölüm haberi aldım ki şu son günlerde; aklıma hep unutmak istediklerim geldi… Üstünü kapadığım, sanki hiç olmamış, yaşanmamış bir sürü acı… Hepsi birden peşi sıra sıralandı, içimi acıtmaya başladı!

Ben hiç sevmem cenaze evlerini, mezar ziyaretlerini… Birine ‘başın sağ olsun’ derken bile düğüm düğüm olur boğazımda kelimeler, sanki onu tekrar incitecekmişim gibi hissederim…

En sevdiğimiz, en güzel anılarımızı paylaştığımız birinin son yolculuğunda bulunurken, etrafa bakarım hep, gözümle fotoğraf çekerim, hafızama kazırım!

HİÇ SEVMEM CENAZE MERASİMLERİNİ

Gördüğüm resim hep şudur; çoğu malum kalabalığı yapmak için gelen bir sürü biçimleme, onların aslında derdi belki uzun süredir görmediği bir eşi-dostu, yakını görmek… İki laf kaynatmak, en hassas olunacak yerde sırıtık bir şekilde birilerine bir şeyler anlatmak! İşte o yüzden hiç sevmem ben cenaze merasimlerini…

Düşündüm ilk ölüm acısını ne zaman tatmışım diye! Çok olmuş, üstünden yıllar geçmiş, ufacık çocuk aklımla o an ne olduğunu konduramadığım bir telaşın ortasında annemin kardeşi için döktüğü gözyaşları ile tanışmışım! Ne olduğunu anlamadan ben de ağlamışım, sırf annem ağlıyor diye… Sonra yıllar geçmiş aradan, okullu olmuşum, her şeyimizi paylaştığımız, ayrımız gayrımız olmayan can dostumun, ‘Almanya acı vatan’ diye hasretle hep beklediği ama bir türlü onu almaya gelmeyen ailesinin yanına gidişi ile hem üzülmüş hem sevinmişim can dostumun, omzumda aile hasreti ile döktüğü gözyaşları kuruyacak gülmeyen yüzü gülecek diye… Ama nereden bilirim ki onun gidişi benim yüreğimdeki en büyük acıyı oluşturacak…

BEDİAM’DAN HABER KESİLMİŞ

Aradan aylar geçmiş, devamlı mektup yazan Bediam’dan haber kesilmiş, yoklara karışmış! Kızmışım, ‘hayırsız beni ne çabuk unuttu’ diye! Bir sabah sınıfın kapısından girince o derin sessizlikle karşılaşıp irkilmişim, ‘hayırdır cenazemi çıktı buradan’ diye işi espriye vurup milletin nabzını yoklamışım! ‘Ya duydun mu Bedia Almanya da trafik kazasında vefat etmiş’ diyen bir sesle irkilmişim…

Donmuşum, öylece kalakalmışım, taş kesilmiş bedenim… Günlerce öyle ruhsuzca yaşamışım ta ki, gençliğimizin olmazsa olmazlarından arkadaş günlüğü elime geçene kadar… “Sakın beni unutma hayatın boyunca” diyen notunu gördüğüm anda taşlaşan, donan yüreğim sanki bir lav çukuruna düşmüş gibi yanmış, gözyaşlarım süzülürken yanaklarımda ölüm acısını ikinci tadışıma lanet etmişim… Yıllar geçmiş şükür etmişim hep, sevdiklerim yanımda, ölüm bizden ırak diye! Ama demeye kalmamış hemen çalmış kapıyı acele ile…

Hep güzel andığım, bir dediğimi iki etmeyen şen şakrak, neşeli, cıvıl cıvıl hayat dolu yengem birden hastalanmış, kimsenin ağzına almak istemediği o sinsi hastalık, o neşeli, hayat dolu kadını yemiş bitirmiş bir anda…

OLMAMASI İÇİN DUALAR ETTİĞİM…

Çalışma hayatı yüzünden sık gidememişim ziyaretine, en son ameliyat olacağı günün öncesinde telefonla görüşmüşüm, ‘aslan gibisin bunun hakkında gelirsin’ demişim, ‘inşallah be Fundam’ demiş! “Geleceğim hafta sonu ziyaretine o güne kadar ayağa da kalkarsın sen” diye moral da vermişim… Ben iş güç diye uğraşırken, annem gitmiş ziyaretine… Sonra annemin gözlerinde o daha evvel gördüğüm acıyı görünce gitmek istemişim veda etmeye, annemin ‘gitme onu nasıl hatırlıyorsan öyle kalsın gözünde son haliyle’ deyişi ile durumun vahimliğini bir kez daha anlamışım ve ertesi gün olmaması için dualar ettiğim sonla tekrar yüz yüze gelmişim! Bu seferki acı daha da bir keskin olmuş, çok yaralamış, bir süre kalkamamışım altından ve o an karar vermişim ölümü hatırlatan her şeyden uzak kalmaya...

Ama imkânı var mı ki bunun… Ne kadar da unutmak isteseniz, içinize atıp, üstünü örtmeye çalışsanız da illa kendini bir yerden gösterir ölüm… Baksanıza mezarlık kapılarında bile koskocaman yazmıyor mu? HER CANLI ÖLÜMÜ BİRGÜN MUTLAKA TADACAKTIR diye... Öyle yada böyle!

Funda ERKOÇ

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:31:35