Kadının adı yok...

 

Rahmetli Duygu Asena ne güzel yazmış “Kadının Adı Yok” diye! Günümüz Türkiyesi’nde nerede ise her gün işlenen kadın cinayetlerinde isimler hükmünü yitirmiş, sonuçlar hep aynı… Ya bir bıçağın keskin ucunda, ya da bir tabancanın namlusunda akıp giden bir hayat…

Çoğu zaman erkeğin buyruğu ile başlayan, gene erkeğin şekil vermesi ile gelişen ve gene erkeğin isteği ile son bulan bir yaşam… Öylece seyrediyoruz… Kanıksamış gibi, sıradan bir olaymış gibi, sadece bakmakla yetiniyoruz belki de bir gün başımıza gelmesin diye dualar ederek…

Korunma ihtiyacı hissediyoruz bazı zamanlar! Koşuyoruz “Bizi koruyun, ne olur” diye! Ama koştuğumuz mevkideki zihniyetler farklı mı sanki…

Yoooo... Belki de kadın için düşünceleri kötek ve sıpadan oluşan dar bir çerçevede sıkışıp kalmış da olabilir… Ne de olsa onlar da bir erkek; hak etmiştir diye iç geçiren bile olabilir!

BAYANA ATILAN YUMRUKLAR

Daha yakın bir zamanda organ bağışı için protesto yapan toplulukta ki bir bayana atılan yumruklar bile bunun kanıtı olabilir… Kendi hemcinslerini koruma kollama isteği duyma sebepleri belki de bu ortak hayvani içgüdülerden de kaynaklanabilir…

Bir sürü isimsiz kadın aynı kaderi neden yaşar, neden bu adamların elinde son bulur hayatları? Oysa ki onların tek isteği; birazcık şefkat, sahiplenilme, ya da ne bileyim biraz sevgi değil midir?

Normalde öyledir ama erkek buyruğunda oluşan hayatta ‘’biraz denen ‘’ şeyler abartıya, hatta saplantıya kadar varırsa “neden yaptınız” sorusunun karşılığı olarak da “Namusum için, başkasına yar etmem” gibi klişe cevapları almamızda kaçınılmaz olur…

Eskiye şöyle uzanıp bir bakıveriyorum! Eskiden var mıydı birbirinin aynı şekilde gerçekleştirilen adeta kopya cinayetler olarak adlandıracağımız kadın cinayetleri… Sanmıyorum, hafızam kuvvetlidir, çok fazla hatırlamıyorum, sanki her şey AB sevdamızla başladı gibi bir şey…

AB uyum yasaları adalet sisteminde de köklü değişiklikleri gündeme getirince kanunlar bir bir larçlaştı

Ona iyi hal, buna iyi hal derken olan vay gidene oldu. Kimse artık hapis damlarında yatmaktan korkmaz hale geldi.

KANIMI YERDE BIRAKMAM

 Bu durum otomatikman iki farklı kutupu yarattı… Bir “Yaparım ederim paşa paşa yatar iyi halden çıkar işime devam ederim” ve onun karşı sırasına da “Kendi adaletimi kendim yerine getirir, kanımı yerde bırakmam” düşüncesi… Şimdi kim suçlu AB yasalarımı? Yooo! Adamlar kendi yaşam standartlarına, ahlak ve kültür yapılarına göre kanunlar yapmış, işler tıkır tıkır işliyor, hiçbir suç cezasız kalmıyor, zaten akli dengesinde rahatsızlık olmadığı sürece namus saplantısı ya da sevgiyi paylaşamama konularında işlenen kopya kadın cinayetleri yok oralarda…

Eh sen kendi toplum yapına uymayan bu kanunlarla cezaları verirsen tabii ki boşluklardan yararlananların iştahı açılır, çıkan bütün sonuçlar yeni potansiyel katilleri yaratır. Kadına gereken değeri göstermezsen, korumaz, gözetmezsen, devamlı baskıcı bir rejimle sadece dar bir alana sıkıştırmaya çalışır, açık giysi giyen kadına tecavüz mübahtır düşünceli adamları musluk başlarına koyarsan kadından sorumlu bakanlığı göstermelik bir mevki olarak tayin edersen, dahası kadınları sömürmeye ve sömürtmeye devam ettirmeye çanak tutarsan bu ülkede kadının adı hiçbir zaman olmaz…

Ey kadınlar son sözde size; erkek çocuklarınızı yetiştirirken aslanım, yiğidim, koçum, paşam diye dolduruşa getirip, onları vahşi ormanların kralı gibi yetiştirirseniz, bu çocuklar büyüyünce orman kanunlarını uygulamaya başlarlar… Benden söylemesi…

 

Funda ERKOÇ

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:31:02