Osman ve baloncukları…
Hayal mahsulü şeylere ne kadar çok inanır olduk…
Düşünsenize bir dizide bir Osmancık var bende dâhil bütün millet aman Osman ağlamasın aman Osman ezilmesin aman Osman üvey anne elinde eziyet görmesin diye üstüne tir tir titrer olduk…
Bir hafta boyunca Osman, fruko gazoz misali foşurdayan suyun içinde “On Yüz Bin Milyon Baloncuk” yutacak mı diye veryansın ettik, kendimiz paraladık! O da yetmedi haber bültenlerinden sokaklara çıkıldı Osman’ın akıbeti soruldu (bu arada Osman su altında tam tamına 4 dakika kalarak nasıl bir süper çocuk olduğunu da iyice kanıtladı)!
VARSA YOKSA OSMAN…
Sokak röportajlarında varsa yoksa Osman! Carolini yolasımız, Ali Kaptan’a kafa atasımız var… Osman bir kuzucuk, onu besleyip büyütesimiz var! Herkes ona kol kanat germiş, onun uğruna gözyaşları sel olmuş evleri basıyor, tansiyonlar fırlamış, dilaltı stokları tükenmek üzere… Oysa Osman mutlu, huzurlu, minicik yaşta şöhreti tatmış, bankada istifi yapma yolunda hızla ilerliyor, başrol oyuncusundan bile daha fazla klâsı var! Sette koçu, pedagogu, oyuncağı, karavanı her şeyi tam tekmil, sonuçta rol kesiyor, işini yapıyor… Gazetelerin internet sitelerinin başköşelerinde haberleri çıkıyor, ruh hali bozuldu, Osman hasta mı deniyor, korkuyoruz zavallı Osman’ımızın ruhuna ve haline bir şey olur diye… O kadar baloncuğu yuttu bir de üstüne ruhuna da zeval gelsin istemiyoruz!
NE OLUYOR BİZE?!..
Ya Allah aşkına bize ne oluyor!
Biz hep sanal Osmanlar için mi gözyaşı döküp, aman ona bir şey olmasın diye kanadımızı kolumuzu üstüne gereceğiz… Etrafımızda Osmanlar kaynıyor, daha doğmadan, ana-babalarının acizlikleri ve şehvetleri yüzünden çöp kutularında hayatları biten, bir sürü abla-kardeş arasında aç yatıp, aç kalkan, dilendirilen, işkence gören, organ ticareti yapan mafyaların ellerine düşen, intikam amacı ile kaçırılan, tecavüze uğrayıp boğulan, gırtlakları kesilen, yaşadığı travmaları atlatsın diye devlet ananın şefkatli kollarına bırakılan! Ama o kollarda şefkat yerine hayatlarını karartacak insan müsveddeleri ile karşılaşan binlerce Osman var…
HAYAT BİR SENARYO DEĞİL
Şöyle kafamızı sanal dünyadan bir kaldıralım, etrafımıza bakalım, hayatı dizi tadında değil, gerçek anlamda yaşayalım, el uzatalım gönüllerimizi açalım, gözyaşlarımızı ekran başında abur cuburla beraber harmanlayarak boşa akıtmayalım, eğitelim, öğretelim ve en önemlisi artık bir şeylere “dur” demeyi öğrenelim...
Unutmayalım gerçek yaşamda “On Yüz Bin Milyon Baloncuk” yutulduğunda dizideki gibi dipdiri ayağa kalkılamıyor çünkü hayat bir senaryo değil!
İstediğiniz zaman istediğiniz gibi yazılıp çizilebilen…
Funda ERKOÇ