Sosyalleşme zehiri…
Eski diyanet işleri başkanının ani bir kararla görevinden istifa etmesi sonrası makama gelen yeni başkan ilk demeçlerinden birinde veciz bir söz ederek dedi ki; “Sosyal paylaşım siteleri zehirli bir ağ gibi, uzak durulması faydalıdır.” Sonradan ettiği sözün yanlış anlaşılmasından korkmuş olacak ki, “demedim, etmedim, yanlış anlama olmuş” falan feşmekân tarzında, gemiyi kurtarma operasyonlarına girişmesine rağmen yine de edilen söz gündem yaratmaya yetti.
Aslında her şeyin fazlası zarar, bu bir gerçek. Mesela botoks da bir zehir! Yılanın, insanı hart diye ısırdığında öbür köye yolcu edecek o malum sıvısından imal edilen o serumu, kadın erkek gerim gerim gerineyim diye yüzlerinin her yerine enjekte ettirmiyorlar?!..
ÖLMÜŞ BALIKLARIN VERDİĞİ POZ
Sonuç itibariyle az da kalırsa hoş bir surat ifadesi, abartıldığında da ölmüş balıkların verdiği son poz halindeki bir görüntüye sahip olunmuyor mu?!..
İşte internet de böyle! Kendisi bir zehir… Az enjekte edersen dünyanın en iyi şeyi, çok enjekte edersen belki de ölüm sebebi...
İnternetin en güzel yönü paylaşmak, o ağ senin, bu ağ benim, ne var, ne yok her şeyimizi ortaya döküp, mutlu-mesut bir sanal popülasyon yaratmak, yeni yüzler, yeni yerler keşfetmek, bilgi dağarcıklarımızı kuvvetlendirmek amacımız değil mi?!
İş bu noktaya kadar tamam… Doğru şekilde kullanıldığında her şeyin mubah olduğu bu ortamda ya madalyonun öbür yüzü nasıl? O yüz çok fena, bakmak bile istenmeyecek kadar kötü bir yüz o!
Yuva yıkan, ocak söndüren, insana olmadık acıları yanında bonus tadında getiren bir yüz!
PAYLAŞIM REKORLU FACEBOOK
Mesela en popüler olanına bakalım dünyada 500 milyondan fazla kullanıcısı ile paylaşımda en önde giden hani işti, okuldu, akrabaydı silsilenizi bulmaya çalışırken ebenizi de listeye eklemeye kadar uzanan bir paylaşımla rekorları kıran Facebook…
Doğru kullanımda her işinizi gören, yanlış kullanım ve kullanıcıların elinde suç kavramına tavan yaptıracak bir yer facebook… Milyonlarca kullanıcı var ve siz bu kullanıcıları kavun gibi g..tlerini koklayıp seçemiyorsunuz! İçlerinde uyuşturucu ve kadın satıcılarından tutun da en kıymetli varlıklarınız, çocuklarınıza göz dikmiş fedofili hastalarına, namus düşmanlarına, teşhircilere kadar her türde kişi ile karşılaşmanız mümkün! Bu durumda otokontrolü kendiniz sağlamak, bütün zehirlere karşı panzehiri kendiniz üretmek zorundasınız…
Paylaşacağınız şeylerin sınırını kendiniz belirlemeli, sınırlarınızı çizmelisiniz… Bütün bunları düzgün yaparsanız size kimse ne “pişt” diyebilir nede “şişt”…
Tabii her şeyi iyi kullanmayı da öğrenmelisiniz, hele ki, kıskanç bir koca, ya da karınız varsa!
İLİŞKİSİ YOK CİNAYETİ
Geçenlerde facebook yüzünden bir cinayet işlenmişti. Bir koca, karısının facebook profilinde “ilişkisi yok” yazdığı için kadıncağızı kafasından vuruvermişti! O davaya bakan hâkimin “Niye vurdun karını” sorusuna verilen cevap; “Facebook ta ilişkisi yok yazmış hâkim bey, çok fena tahrik oldum. Yapılır mı bana bu, onca yıl yılan beslemişim koynumda aldatmış beni işte, her şey aşikâr, ortada. Beraatımı istiyorum!”
Bu zavallı aldatılmış koca (!) acaba hiç düşünmüş müydü ki, o kadıncağızın settings denen şeyden haberi olmadığını, o ayarlara elini bile sürmeden aldatmış damgasını yiyerek b...k yoluna Niyazi olduğunu…
Tabii her şey bu kadar masumane değil, aldatan da yok değil mi?! var tabii ki, hem de sürüsüne bereket…
Siz Fatmagül’ün ne suçu var diye ekrana bakarak hayıflanırken hemen yanı başınızda dizüstü bilgisayarında “Suç Fatmagül’de değil, esas bende, bak seni nasılda aldatıyorum” diye kıs kıs gülen kocanızı fark bile edemiyorsunuz… O bazen okeyde taş çalar gibi gönül çalıyor, bazen de farmville’de komşuya yardım bahanesi ile çiçek suluyor…
Anlayacağınız sosyal paylaşım işte böyle bir şey, bol zehirli bir pasta, artık o pastanın ne kadarını yiyeceğinize siz karar verecek, panzehirinizi de ona göre tedarik edeceksiniz...
Funda ERKOÇ