Hayatımız görmediklerimizi

gördüğümüz anda başlıyor…

Şöyle etrafıma bakıyorum da, “Vay anam vay” diyorum… Toplumca görgüsüzün teki olmuşuz da, gören-duyan olmamış, zaten nasıl görüp duysunlar ki, milletin gözü kararmış, kulağı tıkanmış…

Bir zamanlar Avrupa görgüsüzü iken, şimdilerde Amerikan görgüsüzlüğünü yaşıyoruz… Nasılsa Avrupa’yı kendimize benzettik, artık oradan görüp göreceğimiz bu kadarmış… Şimdi iyisi mi okyanus ötesi takılalım; yeni kıtada daha çok görecek şey var değil mi!? 

Ne çıkarsa hemen atlıyoruz aman benim de olsun, herkes görsün, havam olsun telaşındayız.

Maşallah hepimiz birer işkadını, hepimiz birer işadamı olmuşsuz da kimsecikler bilememiş…

BAŞKÖŞEYE KOYUYORUZ BLACKBERRY’Yİ

Bizleri renk renk blackberryler (reklama girdi burası) elimizden düşmüyor, daha kullanmasını bilmezken, nedir ne değildir demeden, “Aman twitter’da, facebook’ta mesaj atayım, blackberry’den atılmış görünsün” demiyor muyuz? Günde bir kere bile çalmadığı halde o telefonları elimizde çocuk emziği gibi dolaştırmıyor muyuz? Yetmedi nereye oturmaya gitsek pat diye masanın başköşesine onu da konuk yapmıyor muyuz? Bir de etrafı göz ucu ile kesip, havam kaç yüz bastı acaba, bakan süzen var mı diye kollama yapmıyor muyuz?

Televizyonda o şaşaalı evlerini dolaştıran ünlü-ünsüz takımından bilumum zatın ağzını, burnunu yamulta yamulta “Bunu Miami’den aldımdı, şunu Beverly Hills’den aldımdı, hiç bi kerem yerli malı kullanmam ben tamam mı “ görgüsüzlüklerini dinlemiyor muyuz?

SPONSORDAN ALDIKLARIMIZ

Hele o bazı sunucuların kollarındaki eşek nalı büyüklüğündeki acayip isimli ve binlerce euroluk saatleri gözümüze sokması yok mu? Sanki cepten para verdin aldın da hava atarsın… Kim bilir hangi sponsor senin adamın demiyor muyuz içimizden!

Mütevazı bir aileye sahip olduğu halde, illa görende bir şey koparmak, ev döşerken onda bunda gördüğünü ne pahasına olursa olsun kendimizde görmek, ondan sonra da açlıktan gebersek de, “Benim şuyum var, benim buyum var” diye havayı bine basmak bizim yaşam felsefemiz değil mi?

Daha küçücük yaşta çoluğumuzu, çocuğumuzu görgüsüz yetiştirmiyor muyuz? O masum çocuklarımız sırf bizlerin yüzünden birer ayrımcı birey haline gelip yaşıtlarına, “Benim Atv (televizyon kanalı değil he ufak çapta bir motor yanlış anlaşılmasın)  var, işte ben şu kolejde okuyorum, yaz tatilimi şu ülkede yaptım… Eee anlat bakayım senin etin budun ne! Bilelim ona göre arkadaş olalım” demiyorlar mı? 

HAVAM OLSUN, KARNIM DOYMASIN

Deposunda benzini olmayan, borçla-harçla aldığımız son model arabalarla, karnımız aç olsa da sosyetik mekânlarda dolanmıyor muyuz, hava basmak için! Eee ne demişler “Havan olsun, varsın karnın aç olsun, of be gösterdim ya herkese içim rahatladı mı ne” modunda değil miyiz?

Kürkümüze göre ihtimam gösterilmiyor mu etrafta? Paltoya düştüğümüz anda biz de düşmüyor muyuz çaptan?! “Boş ver ben o paltonun yakasına kürk takar gene çapa girerim” demiyor muyuz çoğu zaman…

Birer muhteşem görgüsüz olmaktan şeref duymuyor muyuz? Aslında  kısacası bizim hayatımız görmediklerimizi gördüğümüz anda başlamıyor mu?!!

Funda ERKOÇ

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:35:41