Yağlı kapının kulpları…
Şu iki cinsi yaz yaz bitmiyor vallahi! Kadını yazıyorsun erkeğe hak geçiyor, erkeği yazıyorsun kadına…
Bitmiyor bu iki cinsin maceraları! İçlerinde ufak bir zümre aslında aklı hinliğe çalışan ama olsun bu kadarı bile diğerlerine zarar vermeye yetiyor… Önlem almak lazım, bilmek, tanımak lazım!
Geçen hafta kadın düşmanı kadınları yazmıştım, vampir gibi adamın iliğini kemiğini kurutanları… Bu hafta da aynı durumun erkek versiyonlarını kâğıda dökmek lazım…
GÖZÜ KOMŞUNUN ÇÖPLÜĞÜNDE
Erkek deyince akla ilk önce gücü kuvveti yerinde, koruyup-gözeten, sevdiği için gözünü budaktan ayırmayan bir tip geliyor (her kadının rüyası Zetina dikiş makinesi tadında bir görüntü bu). Ama gel gör ki, arada içine kurt düşmüş kemirilmiş, içi boşalmış, koflaşmış, yozlaşmış, uçkuru gevşemiş, çene cıvataları yalama olmuş tipler de çıkmıyor değil… Bazısı var, hep gözü komşunun çöplüğünde, boş bulursam dalarım diye beklemekte sinsi bir tilki misali… Hele başarıya ulaştı mı? Değmeyin bu tiplerin keyfine… Çene cıvataları yalama oluyor anında! Ne var, ne yok paylaşırlar arkadaş ortamında… Hep ceplerinin bir kenarında sakladıkları ajandalarına attıkça çentikleri, kabarttıkça listelerini muzaffer komutan misali başlarlar anlatmaya tüm olup biteni… Hadi bunlar kendi zaferleriyle övüne dursunlar, nasılsa bir gün gelecek düşecek süngüleri! O zamanda biz gençken diye başlayan abartılı masallarını anlatıp, eski günleri yâd etmekle kalacak tilkilikleri…
Esas daha tehlikelileri var… Bunlar seneler geçse bile daha da kuvvetlenerek çıkmakta her savaştan, etraflarına çektiler mi demirden kaleleri, ne tank işler bunlara, ne de top!
HERŞEYİ, HERKESİ KISKANIRLAR
Hayata atılırlar bin bir zorluk içinde… Sürüne sürüne gelince bir yere, her şeyi herkesi kıskanırlar! Altlarında kuru bir tahta sandalye, bir yığın iş angarya, tepesinde amirin demokles kılıcı… O tahta sandalye battıkça kaba etlerine, isyan ederler hayata… Geçti mi ayna karşısına hayran hayran bakarken kendine, içinden ulan şu bakışa, şu duruşa ve de şu akıla sahipken neden bu dünya hep kellere, fodullara (lütfen keller üstlerine alınmasın mecazidir biline) yağma hasan böreği de, bize kuru katıksız fırın ekmeği diye hayıflanır dururken, tahta sandalye üstünde geçirdiği bir ömrün kaba acısı ile birden kendine gelir… Geçmez bu hayat sandalye tepesinde şu kabama bir koltuk kanepe lazım gelir. Tez icabına bakmalı kabama bir yer yapmalı diye! Çalışmalara başlar sinsice…
Hedefe ulaşmanın en güzel yolu yağlı kapıya kulp olmak! O kapıya ulaşmanın yolu da yağlama yıkama kompetanı olmak… Haydi vira diyip tüm efendiliği temiz süt emmişliği paravanı ile dahası en önemlisi evet efendim sepet efendim siz en doğrusunu bilirsiniz efendim şekerliği içinde göze girmek için bin bir taklama atma taklayı bırakın perende atma ile yahu şu bizim efendi oğlan unvanını kaparak ilk sınavdan galip çıkıvermek esas olan… Şimdi sıra yağlı kapının iç kısmında ki her şeyden bi haber beyaz atlı prens bekleyen parası bol ama havası sönük sadece babalarının güçleri ile ayakta durabilen ama onca desteğe rağmen dikiş tutturamamış bir köşede sıkışmış kalmış evin biricik kızı konumunda ki hatun kızımız hedefte…
ÇAL YAĞLI KAPIYI…
Elbet bir yol bulup kendini tanıtırsın sevdirirsin efendi centilmen ve seksisin ya! Kim sana hayır der? Demez tabi bulmuş böyle cevheri kim bırakmak ister, eh kız da tamam, baba da! Şimdi sıra son hamle de… Çal yağlı kapıyı iste bakalım Allahın izni ile o kadife koltuğu ayy pardon müstakbel hatunu!
Senden iyisini mi bulacağızcümleleri içinde haydi hayırlı olsun yeni kadife koltuğun…
Oh tahta sandalyeden kalkıp kadife koltuğa oturmanın zevki de bir başka oluyor dimi !? İtiraf etmek lazım şimdi, hadi iyi iş başardın bundan iyisi şam da kayısı diyecek oluyorsunuz ama yağlı kapıya kulp olan beyimizin gözü aç yüksek yerlerde ki şaşa onun iştahını daha da kabartmakta…
Bir dönem sessiz bir bekleyiş ile kadife koltuğun rahatlığında mayışmış bir şekilde yayılırken ve de gösterdiği üstün performans sayesinde basamakları tek tek çıkmak yerine asansör var kardeşim merdivene ne gerek var diye zirveye ortak olma çalışmalarında başarısı tavan yaparken! Bir ara kadife koltuğuna şöyle dönüp bakıyor ki kadife bu sonuçta hassas kumaş solmuş, yıpranmış… Hay Allah bana maroken koltuk lazım hem kumaş gitmiş hem yay gevşemiş o zaman ne yapmalı evdekine gözün üstünde kaşın dudak üstünde kılın var diyip sallamak lazım... Salladık mı işlem tamamdır!
SÜMSÜK ADAM PAŞA OLMUŞ
Sonuçta ne de olsa güç sana geçmiş o sümsük adam paşa olmuş! Viskinin en alasını, puronun en kalitelisini, mekânın en şaşaalısını bilir markanın en fiyakalısını giyip arabanın en afilisini kullanırken piyasa değerin en yüksek ivmede hızla işlem yapmakta… Şimdi nerede kalmıştık! Maroken koltukları şöyle bir elden geçirmek lazım hangisi iyidir derisi kalitelimidir? Yaş deriye oturmamak lazım dimi sonuçta! İşte o maroken senin bu maroken benim derken en kalitelisi alınır gelinir başköşeye iliştirilir. ohhhhh ne rahatmış bu ya !! heyt be! Sen kaldır, kabanı tahta sandalyeden koy şimdi maroken koltuğa vay anam vay nereden nereye …Allah akıl vermiş insana nereye kullanırsan kullan diye gerine gerine oturan bu oturakçı famillia takımında ki şahısların bitip tükenmez koltuk merakı… Daha onlar çok koltuklara oturur eskitir yenide oturur o yüzden siz siz olun aman ha koltuklarınıza mukayyet olun ;)
Not: bu koltuk sevdalı erkek takımının birde kadın versiyonları var onları da başka sefere anlatırım…
Funda ERKOÇ
Yayın Tarihi: 2011-04-25 00:08:10