Hikâyenin özünde 40’lı yaşlarına basan bir kadının çocukluk hayalini gerçekleştirmek için yaptığı akla hayale gelmez şeyler saklı. Okumayı bitirdiğinizde, şaşıracak, yok artık diyecek, biraz kıskanacak, “Para olsa dedem de yapar” diye söylenecek ama en sonunda “Helal olsun, bir hayal işte böyle gerçekleştirilir” cümlesini kurup, Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim edeceksiniz.

Meltem Çelebioğlu müziğin meslek olduğu bir evde doğdu. Teyzesi Ayla Dikmen o yıllarda “Anlamazsın” şarkısıyla tüm Türkiye’yi kasıp kavuruyordu. Teyzeydi ama anneden farksızdı. Baktı, besledi, büyüttü, onun karakteri üzerinde önemli etkileri oldu. Ama ne yazık ki yeğeninin şarkı söylediğini hiçbir zaman bilemedi. Çünkü küçük Meltem, teyzesinden ve bütün ev halkında gizli gizli yapardı bu işi. Kendini odasına kapatır, teyzesinin mikrofonunu aşırır, aşıramadığı zamanlarda saç fırçalarıyla yetinir, camın önüne çektiği sandalyenin üstüne çıkar, mahalleliye söylerdi şarkılarını... 

18 yaşında tüm cesaretini topladı. ailesinin karşısına geçti ve müziği meslek olarak seçmek istediğini söyledi. Babasının tavrı çok netti: Bir eve bir sanatçı yeter! Bu konu bir daha konuşulmamak üzere kapandı. Meltem Çelebioğlu konservatuvar yerine işletme fakültesini bitirdi. Ama müzik aşkı hiç bitmedi. Kalabalıklar önünde şarkı söyleme hayali her geçen gün katlanarak büyüdü. Her gittiği konserde gözlerini kapadı, kendini şarkıcının yerine koydu; CD’den, kasetten, plaktan dinleyip, eşlik ettiği her şarkıyı bir gün tek başına söyleyeceğini biliyordu.

ASIL AMAÇ SENFONİ ORKESTRASIYLA SÖYLEMEK

Asıl amacı 50. yaş gününde senfoni orkestrasıyla konser vermekti. Biliyordu, bunun için de eğitim şarttı. Bir yıl önce büyük oğlunun şan hocasına “Benim de bir sesimi dinler misiniz” dedi ve her şey böyle başladı. Kendini birden hızlandırılmış bir şan, solfej eğitiminin içinde buluverdi. 

Eğitim aldığı profesyonellerin hepsi aynı fikirdeydi, şarkı söylemek için 50 yaşını beklemesine gerek yoktu. Senfoni orkestrası için bekleyebilirdi ama pekala beş, altı kişilik bir orkestrayla daha erken bir vakitte sahneye çıkabilirdi. Onun için önemli bir günde, 23 Şubat’ta, kendi deyişiyle 40’lı yaşlarından birine basarken, bunu yapmaya karar verdi. 

Evet, tarih 23 Şubat 2010. Mekan, Ortaköy Esma Sultan Yalısı. 100’e yakın konuk karşısında Meltem Çelebioğlu sahnede... Ama öyle böyle bir sahne değil. Bugüne kadar izlediğiniz en ünlü starın sahnesiyle yarışacak cinsten. Arkasında ışıklı ve parlayan harflerle Meltem Çelebioğlu yazıyor. Sağ ve sol köşede kırmızı devasa çiçekler... Mumlar sahneye romantik bir hava katmış, nota sehpası en parlayanından. Sahne ve ses Staras’a emanet. Konser biri jimmy jip olmak üzere beş kamerayla kaydediliyor. Orkestra beşi de birbirinden önemli müzisyenlerden oluşuyor.

SAHNEDEKİ BİBLOLARI BİLE EVİNDEN GETİRDİ

Ve Meltem Çelebioğlu, Arzu Kaprol’ün tasarladığı tuvaletlerle sahneye çıkıyor. Diğer detayları kendisinden dinleyelim: “Sahnedeki her detay bana ait özel parçalardan oluşuyordu. O an yanımda ne olmasını istediysem onları evden getirdim. Minik biblolar, özel taşlar, kokular... Kendimi doğru ifade edebilmek için sahneyi evim gibi yapmak istedim.” 

Repertuara gelince... Meltem Çebelioğlu devam ediyor: “Birinci bölümü caz standartları ve müzikallerden seçtiğim şarkılardan oluşturdum. İkinci bölümü ise sadece İspanyolca şarkılardan.  Coplalar, Pasadobleler ve İspanyol aşk şarkıları söyledim. Şarkılarda ne söylendiğini tam olarak anlamak için İspanyolca öğrendim. Seçtiğim şarkıların çoğunun bende anısı var. Mesela Antonio Vargas Heredia, teyzemin çok güzel yorumladığı bir şarkıdır ve bana hep teyzemi hatırlatır. İkinci bölümü teyzemin sesinden, teyzemin söylediği versiyonla açtım. O gitarla söyledi aynısını, ben arkasından piyanoyla söyledim ve teyzemi anmış oldum. Birinci bölümde söylediğim “Love Me or Leave Me/Ya Sev Ya Terket”, 4-5 yaşımda dinleyip dans ettiğim bir şarkıydı, anlamını bilmezdim ama çok severdim. 

BU ŞARKILARI SÖYLEYECEK SESİ MADDİYAT SATIN ALAMAZ

*  İzleyenler sizi masada yemeklerini yerken değil de, sandalyede konser izler gibi izlediler. Bu detaya nasıl karar verdiniz? Şarkılarınız çatal bıçak sesiyle bölünsün istemediniz mi?

- Özellikle yemek yerken izlenilmek istemedim. Müzik benim için çok önemli. Bana göre şarkı söyleyen her kimse, yapmış olduğu işe saygı göstermemiz lazım. Çünkü şarkı söylemek kolay bir şey değil. Yaptığım şey başka bir şeyle bölünsün istemedim.

*  Bunu böyle yapmak büyük bir özgüven gerektiriyor. Kimseyi içkiyle, yemekle oyalamadan sahneye çıktınız. İnsanlar sıkılır diye hiç düşünmediniz mi? 

- İnsanlar sıkılabilirdi. Çünkü seçtiğim şarkılar kolay şarkılar değildi. Repertuar sadece İngilizce ve İspanyolca şarkılardan oluşuyordu. Çok sevdiğim Türkçe şarkılar da var ama onları bir sonraki konserime saklamak istedim. Türkçe hiç kullanmadığım için sıkılabileceklerini düşündüm ama içimdeki enerjinin onları sarıp sarmalayacağını hayal ettim ve öyle de oldu.

*  Bu işin ne kadarı parayla oldu. Diyelim ki maddi imkanlarınız yeterli olmasaydı siz yine bu hayalinizi gerçekleştirir miydiniz? O zaman neyi nasıl yapardınız?

- Evet bu işin maddi kısmıyla sahne, mekan, ışık halloldu ama bu şarkıları yorumlayacak sesi maddiyat halledemez. Dolayısıyla hayallerimi gerçekleştirdim, evet bunda paranın katkısı oldu ama ben olmasam ne böyle sahne, ne ışık, ne de mekan olurdu. Sahneyi asıl güzelleştiren üzerindeki insanın ışığı. 

*  Eşiniz Can Çelebioğlu sizi desteklemeseydi ne olurdu? Destekleyince nasıl oldu?

- Ailem ve eşimin desteği benim için çok önemli. Şayet o istemeseydi senelerdir içimde nasıl tuttuysam tutmaya devam ederdim ama bendeki potansiyeli ve isteği gördü ve destek oldu. 

KONSERİ BEŞ KAMERA İLE ÇEKTİRDİM, ÇÜNKÜ...

Konseri özellikle profesyonel çektirmek istedim çünkü üç tane çocuğum var, onlara her zaman hayallerinin peşinde gitmelerini söyledim. Onlara en iyi şartları, en iyi eğitimi verebilirsiniz ama hayat görüşü ve hayata yaklaşım açılarını vermek o kadar da kolay değil.

Sibel ARNA/Hürriyet

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:44:14