Can Yücel’in Mezarına Saldırı için Datçalılar ne diyor?

 

Erdem Yücel/HüRRiYeTPoRT

 

İsmet İnönü döneminin ünlü Milli Eğitim Bakanlarından ve o günden bugüne yeri doldurulamayan Hasan Ali Yücel’in oğlu, şair Can Yücel’in Datça’daki mezarının bir gece balyozlarla parçalanması toplumda infialle karşılandı. Çoğu kişi bunu haklı olarak ölene saygısızlık ve vandalizm olarak niteledi. Yerden göğe kadar da haklılar…

 

Kimliği, şimdilik belirsiz kişilerce parçalanan mezarın eskisinden çok daha görkemli yapılacağı açıklanırken, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Çağdaş Gazeteciler Derneği ve PEN Türkiye Merkezi saldırıyı haklı olarak kınadı… Datça yöneticileri ve bazı yerel dernekler Yücel ailesinin vereceği karara göre anıt-mezarı yeniden yapacaklarını ve bunun bir namus borçları olduğunu söylediler.

 

Datça Belediye Başkanı Tokcan da; “ Datça demokrasinin, düşünce özgürlüğünün nefes aldığı bir yarımadadır. Böyle bir aydınlığa hangi köktendincive çürümüş zihniyet el uzatabilir, halen anlamakta güçlük çekiyorum. Şiir insanlığın, Can baba ise Datça’nın kalesidir. Yıkamazsınız” diyerek tepkisini ortaya koydu. Önümüzdeki günlerde yontu ustası Mehmet Aksoy da bu konuda bir basın toplantısı düzenleyecek…

 

Kars’taki İnsanlık Anıtı’nın (Ucube heykel !)  büyük polemiklerle yerinden sökülmesinin ardından, rastlantıya bakın ki; yine aynı heykeltıraş Mehmet Aksoy’un yapmış olduğu mezar arasında bir bağlantı var mıydı?

 

Yontu sanatına karşı vandalizm mi sergileniyordu?

 

Datça’da Hoşgörü Mezarlığı olarak nitelenen mezarlıkta, Müslümanlar ile Gayrimüslimler bir arada gömülü bulunuyor. Türkiye’de bu yönde bir ilke imza atılmış. Ne garip ki ülkemizde Müslüman olmayan biri ile evlenen Müslüman kişi, eşiyle bir arada gömülemiyor…

 

Garip bir çelişki…

 

Günümüzde gelişen olaylar, toplumların, etnik grupların birbirine düşürülmeye çalışıldığı düşünülecek olursa; olması gereken de, her yönde birlik ve beraberlik sağlanmalı, hoşgörü öne çıkmalı diye düşünüyorum. Bence de Datça’daki Hoşgörü Mezarlığı topluma verilmiş, insanların yaşamlarında birbirlerini sevmesini öngören bir davranış olarak nitelenmelidir.

 

Mehmet Aksoy’un yapmış olduğu mezarda ana rahmindeki bir cenin ile onu hayata bağlayan kordon simgesel olarak tanımlanmak istenmiş. Mehmet Aksoy’un bu görüşü bir yontu sanatçısı için şimdiye kadar pek düşünülmemiş bir betimleme…

 

O zaman Can Yücel’in mezarı neden balyozla kırıldı?

 

Kırılmasında herhangi bir tahrik var mıydı?

 

Yoksa yontu düşmanları yine meydanı boş bulup ortaya mı çıkmışlardı?

 

Günümüzde Datça’ya entel kesimden, emeklilerden, sanatseverden ve bürokratlardan ünlü kişiler yerleşmiş… İnsanları birbirilerine son derece saygılı ve aynen mezarlığında olduğu gibi hoşgörülü…

 

Bazıları kabul etmese bile Can Yücel edebiyatımızın önde gelen kişilerinden. Can Yücel, Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Filoloji Bölümünden mezun oldu. Babasının görevinden ötürü yurt dışında burslu eğitim yapabilirdi ama yapmadı. O günlerin siyasileri üzerlerine toz kondurmayan, şaibesiz kişilerdi… Sonradan kendi imkânlarıyla İngiltere Cambridge’de okudu. Bir süre Paris’te bulundu, askerliğini de Kore’de yaptı. 12 Mart döneminde bir çevirisinden ötürü Adana cezaevinde yattı.

 

Benim için büyük eksiklik; sohbetlerinde, sofrasında bulunmadım ama kendisine yakın dostlarım son derece kültürlü, sözünü esirgemeyen kişiliğinden söz ederler. Ancak çok fazla içtiği, sonra da kendini kaybederek yapılmaması gereken şeyleri yaptığını da sözlerine eklerlerdi. Yaşamının son yıllarında Datça’ya yerleşmiş ve 2000 yılında orada ölmüştü. Bazı arkadaşlarının ölüm yıldönümünde mezarı başında toplanarak şarap içtikleri ve sonra da mezarı üzerine şarap döktükleri, zaman zaman basında yer alan haberler arasındaydı. Nitekim ailesi de bundan rahatsız olmalılardı ki;  mezarına şarap dökülmemesini, boş şişelerin bırakılmamasını uyaran bir levha koymuşlardı. Özellikle anma günlerinde çiçek dışında hiçbir şeyin bırakılmamasını istemişlerdi.

 

Ama dinleyen olmamış ve bu yıl yapılan şairi anma töreninde yine mezarın başında şarap içilmiş, boş şişeler bırakılmış…

 

Datça’da mezarın başında şarap içilmesine karşı çıkan çok kişi var… Özellikle insanların birbirlerine saygılı olması gereken Ramazan ayında doğal olarak aynı olayın tekrarı tepkiyle karşılanmıştı…

 

Mezar tahribi gibi çok çirkin bir olayın ardından basında yer alan yazılara bakıyorum;  herkes kendine olaydan görev çıkarmış, bir şeyler yazıyor ve kınıyorlar. Ancak hiç birisi yerinde olayları gözlemlememiş, Datça’nın insanlarıyla konuşmamış.

 

Gazetecilik içgüdüsüyle bu çirkin olayı, oradaki insanlarla konuşarak inceleme olanağını buldum ve bakın nelerle karşılaştım.

 

Datça’da yıllardır süren bir Badem Şenliği varmış. Bademlerin erginleştiği günlerde yapılan bu şenliğe civar köylerden badem üreticileri başta olmak üzere birçok insan toplanır, şenlik havasında eğlenirler ve çeşitli etkinlikler yapılırmış…  Ne var ki,  Badem Şenliği’nin ismini önceki Belediye Başkanı Erol Karakullukçu değiştirerek Can Yücel Şenliğine çevirmiş… Bu durum yöre halkının tepkisini çekmiş...

 

Can Yücel’in bu yıl mezarı başında şaraplı anma töreni yapılırken aynı anda ilçenin önemli kişilerinden birisinin defin merasimi varmış!.. Bu durumun tepkiyle karşılandığını orada yaşayanlar aktarıyorlar. Bir yanda şaraplı bir anma, diğer yanda yakınını gömen acılı bir aile…

 

Bu arada aklıma takılan bir başka soru da Datçalıların ilçelerine yerleşen Can Yücel’e bakışları nasıldı?

 

Datçalıların kendisine hoşgörüyle baktıkları da pek söylenemez… Çıplak denize girip masa örtüsüne kurulanması, sarhoş olarak sokaklarda sızması ve kendisini evine bırakan taksiciler de arabalarını kirlettiğinden, boyuna küfür etmesinden şikâyetçiydiler…

 

Bu da işin bir başka yönü…

 

Ne olursa olsun; bir mezarın tahrip edilmesi Datçalılara yakışmayan bir olay… İşi hemen kışkırtıcılara mal etmek de doğru bir davranış olmamalı…

 

Topluma mal olmuş kişiler, toplumu hiçe sayan, etik olmayan davranışlar yapmamalıdır. Mezarı başında kendisini anan dost ve yakınları da duyarlı davranmak zorundadır.

 

Bu çirkin olayın siyasete, bağnazlığa ve şaraba mal edilmesi de doğru değildir… Münferit bir olaydır ama üzerinde durulmalı, suçlular yakalanıp cezalandırılmalıdır. Her şeyden önce de hoşgörü, Datça’ya yakışır şekilde yine öne çıkmalıdır. Bağnaz kesime bu yönde cesaret verilmemelidir. Heykelin içine tükürme, mezar tahribi, bazı yontuların yıkılması veya depolarda kaderlerine terk edilmesi de kültürümüz yönünden çok çirkindir…

 

Can Yücel, Sevgi Duvarı şiirinde bakın neler demiş;

 

Sen miydin o yalnızlığın mıydı yoksa

Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi

Dilimizde akşamdan kalma bir küfür

Salonlar piyasalar sanat sevicileri

Derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni

Yanda bir amonyaklı çiçeği

Yalnızlığım benim sidikli kontesim

Ne kadar rezil olsak o kadar iyi.

Yayın Tarihi: 2011-08-22 16:33:07