Trakya, İstanbul uğruna feda edildi
ARITILAN SU YENİDEN KULLANILACAK
Hürriyetport.com'a konuşan Uzunköprü Kaymakamı Uğur Kolsuz, Ergene Nehri’ndeki kirlilik konusuna el atıldığını belirterek, yerel yönetimlerin arıtma tesisi kurmak için harekete geçtiğini söyledi. Kolsuz, arıtılan suların yeniden kullanımı konusunda da bir proje geliştirildiğini belirterek, “Arıtılan sular bir bedel karşılığı kullandırılarak arıtma tesisinin maliyetinin asgariye indirilmesi için çalışma yapılmaktadır. Eğer bir aksama olmazsa bölgede 2015’ten itibaren çeltik üretimi eski seviyesine ulaşacaktır, tabii tam arıtma sağlanabilirse” dedi.
TÜRKİYE’YE ÇERNOBİL KAZIĞI
Uzunköprü merkezinde ve köylerindeki sohbetlerde bir gerçek daha ortaya çıktı. Yıllar önce Ukrayna’nın Çernobil bölgesindeki korkunç nükleer patlama sonunda topraklarda radyasyon kirliliği had safhaya ulaştı. Uzmanlar bu kirliliğin giderilmesi için ayçiçeği ekilmesini önerdi ve bu gerçekleştirildi. Üretilen radyasyonlu ayçiçeği ise, ihraç edildi. Bunları satın alan ülkelerin en başında da Türkiye’nin geldiği ortaya çıktı. Türkiye o günden bu yana her yıl Ukrayna’dan bir milyon 200 bin ton ayçiçeği satın alıyordu.
Uzunköprü’nün Salarlı Köyü’nde muhtar Özcan Kula, Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Hüsamettin Özeli ve CHP İl Genel Meclisi üyesi Metin Aral, yaşananları anlattı. Artık çeltik ekemediklerini belirten köy yetkilileri, ektikleri çeltiğin çürüdüğünü, 800 kilo pirinç elde edilebilecekken bu rakamın kirlilik yüzünden 100 kiloya bile ulaşmadığını belirttiler. Kula, Özeli ve Aral şunları söylediler:
AÇIK KANALİZASYON OLSUN
“Ergene Nehri’nde kimyasal atıkların yanı sıra tuz oranı da çok yüksek. Bu yüzden ektiğimiz çeltik çürüyor ve verim sıfıra düşüyor. Kanser vakaları de eskiye oranla çok arttı. Hastanelerde yer kalmadı. Asit ve ağır metaller çevreye de zehir saçıyor. Köy sakinlerimiz birer birer arazilerini satmaya başladı. 60 bin dönümlük çeltik ekim alanımız verimsiz hale geldi. Sıkıntımızı anlattığımız İstanbullu yetkililer ise bize, (Köyünüzü organize sanayiye dönüştürün, Ergene Nehri’ni de açık kanalizasyon haline getirin) diyor. Hatta DSİ bu yıl bize gönderdiği yazıyla buğday ekmememizi istedi ve (Yoksa uğrayacağınız zararı karşılamayız) dediler. Sel ve nehirdeki kirlilik, ardından da bu yazı yüzünde bu yıl hiç ekim yapmadık. Çeltik yüzünden uğradığımız zarar 22 trilyon lirayı buldu.”
KAN DÖKEREK ALAMADILAR AMA…
Tarlaların yüzde 65’inin bankalara ipotekli olduğunu belirten Salarlı sakinleri, “O da bir banka, Denizbank. Duyumlarımıza göre bu bankanın büyük ortaklarından biri Yunanistanlı imiş. Yani anlayacağınız, kan dökerek alamadıkları toprakları bizi borçlandırarak alıyorlar” diye konuştular. Geçen yıla kadar dönümünü 50-60 bin liraya satılan arazilerin değerinin bu yıl 10 bin liraya düştüğünü belirten vatandaşlar, “Vara yoğa bakmadan satıp borçlarımızı ödüyoruz” dediler.
Ergene Nehri’nden eskiden saniyede 3 metreküp su aktığını, Çorlu, Çerkezköy ve Kapaklı’ya kurulan sanayi tesislerinin faaliyete geçmesinden bu miktarın 13 metreküpe çıktığını belirten Salarlı sakinleri, su kaynaklarının Gala Gölü, Çatalca’daki Bongus ormanları ve Istranca’dan beslendiğini, ancak buradan gelen temiz suyun İstanbul’a aktarılmasıyla nehirdeki kirliliğin de dayanılmaz boyutlara çıktığını söylediler.
BİZE ÖNCÜLÜK EDEN YOK
Lüleburgaz’ın altına kurulacak bir arıtma tesisi sayesinde nehirdeki kirliliğin asgariye ineceğini belirten vatandaşlar, sözlerini şöyle noktaladılar:
“Bize öncülük yapan kimse yok. Olsa yola çıkmaya ve topraklarımızı kurtarmak için her şeyi yapmaya hazırız. Artık konuşmaya korkar olduk. Derdimizi anlatmaya çekinir olduk. Çünkü konuşsak, derdimizi anlatmaya kalksak, gelebilecek hizmetlerin de kesilmesinden korkuyoruz. Bir yere çıkan kişi, arkasındaki merdiveni ortadan kaldırıyor, başkası oraya çıkmasın diye. Ve çıktığı yerde geride bıraktıklarını unutuyor, verdiği sözleri de….”
ÇİFTLİKKÖY’ÜN KADINLARI DERTLİ
Daha önce haberini yayınladığımız ve “Biz artık çaresiz bir şekilde ölümü bekliyoruz” diyen muhtar İsmail Şencan’ın Çiftlikköy’ünde bu kez kadınlarla sohbet ettik, dertlerini dinlemeye çalıştık. Eskiden çamaşır yıkadıkları Ergene Nehri kıyılarına artık kokudan yaklaşamadıklarını belirten Çiftlikköy’ün kadınları ise, “Biz devletten destek, bağış istemiyoruz. Derdimize derman bulunmasını istiyoruz” diye feryat etti.
70 yaşındaki Zeliha Kahya, 69 yaşındaki Sebahat Okatan ve 45 yaşındaki Bakiye Gürsoy, mazot ve yem fiyatlarının ucuzlatılmasını, ürettiklerinin piyasa değerinden satın alınmasını istedi. Çiftlikköylü kadınlar dertlerini şöyle dile getirdi:
KURBAĞA SESLERİNİ ÖZLEDİK
“Ergene’den gelecek kurbağa seslerini özledik. Oysa eskiden bizi uyutmadıkları için çok kızardı. Onları özleyebileceğimizi hiç düşünmezdik ama oldu. 87-88 yılına kadar her şey çok iyiydi. 90’lardan sonra her şey bozuldu. Koku arttı, kirlilik had safhaya ulaştı. Suya girdiğimizde her tarafımız yara bere içinde kalıyor. Aldığımız yemler kalitesiz. Bu yüzden de hayvanlarımız telef oluyor. Bakiye’nin geçen yıl 20 büyükbaş hayvanı vardı, kalitesiz yem ve kirlilik yüzünden 13’ü telef oldu. Çoğu insanımız kanserden öldü. Ölüm oranları 90’lar öncesine göre yüzde 50 arttı. Kirlilik ve bakamama endişesi yüzünden gençlerimiz artık çocuk da yapmıyor.”
Ramazan GÜNTAY/ Hürriyetport.com/ ÖZEL
Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:44:43
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.