Sevgili dostum siyaset ve kişi ilişkileriyle ilgili yazı yazmayı sevmediğimi bilirsin. Ama ne yazık ki insan bazen mecbur kalıyor. Can dostum, bugün yine kendi hemşerilerimden bahsetmek istiyorum. Anadolu’nun birçok yöresinden okuyucularım da eminim bu yazıda kendilerinden bir parça bulacaklardır.
Hatırlarsan aylar önce bir yazımda Bingöl’de bulunan avukat dostum Zihni Karaarslan’ın bir sözüne yer vermiştim. Karaarslan özet olarak, “Bingöl’de herkesin bir albay olduğunu, hiç er, onbaşı, astsubay bulunmadığı için bir yere varamadığımızı, bir araya gelemediğimizi” söylemiş ve bu huyumuzdan vazgeçmediğimiz, sadece kendimizi düşündüğümüz için Bingöl’ün hak ettiği yere bir türlü ulaşamadığını söylemişti.
Aramızda hiç er, onbaşı yok…
Hatırlarsan o zaman da bu görüşlerin doğruluğunu dile getirmiştim. Yöre dernekleriyle tanışmam 1990’lı yılların sonlarına rastlar. 1999’da kendi köy derneğimizi kurduktan sonra Bingöl dernekleriyle tanışmış ve o gün İstanbul’da yaşayan hemşerilerimin sayısının bir hayli kabarık olduğunu görmüştüm.
Ama en başta kendi köylülerim, daha sonra da yıllar içinde Bingöllülerle temaslarım sonucu hepimizin birer albay olduğunu gördüm ve bu beni çok üzdü. Bu yüzden çok şeyler kaybettiğimizi ne yazık ki hala fark edemiyoruz.
Bir seçim geçti. Ne yazık ki, bu seçim döneminde İstanbul’un 40’a yakın ilçesinde bir elin parmaklarını bulmayacak sayıda belediye meclis üyesi çıkarabildik. Ne bir belediye başkanımız var, ne de etkili bir görevde hemşerimiz var…
Aday adayı olan hemşerilerimize destek vermek için derneklerin bir araya gelmesini ve kalabalık bir grup halinde Ankara’ya baskı yapmayı önerdim. Ancak bu teklifim kabul görmedi. Çünkü teklifin muhataplarının hepsi albaydı ve içimizden birini albay olarak görmek istemiyorlardı. Kişisel çıkarlarımız için ise, toplumsal bütünlüğümüzü kullanmaktan da geri durmadık ama…
Bu utancı bize yaşatanlara…
Tek tek derneklerin zaaflarını, eksikliklerini, hemşerilerimin kusurlarını saymayı sevmem ama bu kez yazmadan geçemeyeceğim. Geçtiğimiz haftalarda büyük bir utanç yaşadım bir Bingöllü olarak. Davetten bir gün önce arkadaşlarımdan bazıları aradı da haberdar oldum, Bingöl Vakfı’nın yemeğinden.
Vakıf yemek veriyordu ve Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can’ı davet ediyordu. Gerekçesi de hazırdı. Vakıf, iki ilçenin, Ümraniye ve Üsküdar’ın sınırları üzerinde bulunuyordu ve bu yüzden sadece Can davet edilmişti. AK Parti ne Ümraniye’de, ne Üsküdar’da, ne de Kadıköy’de hiçbir hemşerimizi belediye meclis üyeliğine aday göstermedi. Oysa ki, bu ilçelerde hatırı sayılır yoğunlukta Bingöllü yaşıyor ve sandık başına gidip oy veriyordu.
Seçim yaklaştıkça derneklerin veya Bingöl’ün ileri gelenlerin kapılarını aşındıran başkan adayları, Bingöl Vakfı’na da gelmişler demek ki… Vakıf yöneticisi arkadaşlarımız ne hikmetse sadece kendileri gibi düşünenleri ve sadece Hasan Can’ı yemeğe davet ediyorlar. Madem öyle Üsküdar Belediye Başkanı’nı niye davet etmiyorlar? Bingöllünün sorunları konuşulacaksa, niye Bingöllüleri temsil edenleri davet etmiyorlar?
Geceden yaşananlar utandırdı mı acaba
Fakat o gece olanlar oluyor. Olayı haber alan bir ilçe derneğimizin yöneticileri ve destekledikleri bir başka partinin adayı da yemeğe katılıyor. Davetsiz misafir aday söz almak isteyince ve ilçe derneği yöneticileri de onun tarafını tutunca ortalık karışıyor ve vakıf yöneticilerinin terbiye sınırlarını aşan davranışları gözler önüne sergileniyor…
Bütün bu yaşananlar ne kadar haklı olduğumu gösteriyor. Ben de Bingöl il derneğinin başkanıyım, davetten benim de haberim olmadı. Elbette ki beni davet etmezler, sanırım benim albaydan daha büyük rütbeli biri olmamdan korktular. Ya da, onların çıkarlarına sekte vuracağımı düşündüler… Çünkü böyle bir davet başka bir şeyi akla getirmiyor.
Zaten Bingöllüler arasında yemek öncesi ve sonrasında da bunlar konuşuldu. Hasan Can’dan, seçildiği takdirde alınabilecek ihalelerin, onun kendilerine sağlayacağı çıkarların hesaplarının yapıldığı dilden dile dolaşıp duruyordu.
İnşallah beni yanıltırlar
Artık hiçbir vakıf, federasyon veya derneğin Bingöllüleri hakkıyla temsil ettiğini düşünmüyorum. Eğer benim yanlış düşündüğüme inanıyorlarsa bunu bana ispatlasınlar ve bir araya gelerek el ele versinler, güçlerini göstersinler…
Ben, kendi adıma Bingöl ve Bingöllü’nün yararına olacak her türlü eylem ve davranışa hazırım, yeter ki bir somut ve inandırıcı teklifle karşıma gelsinler…
Hodri meydan…
Evet dostum, dediğim gibi bizim Bingöllüler, “albaylık”tan vazgeçmediği müddetçe ancak bazı siyasilerin güdümünde yol alırız ve kullanılırız… Diyeceksin ki, bütün Bingöllüler mi böyle? Hayır. Elbette değil. İçimizde alt rütbelerde görev yapmaya hazır birçok arkadaşımız var, ancak onlar da albaylar yüzünden yılmışlar ve mücadele etmekten yorulmuşlar. Tıpkı benim gibi… Umarım Bingöllü “albay”lar bizim yanlış düşündüğümüzü ortaya koyarlar ve bizler de kendilerinden özür dileriz…
Ramazan GÜNTAY/ www.hurriyetport.com
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.