Sevgili dostum, uzun zamandır güncel konulara daldık. Hiç tarzım olmadığı halde, bu konulara girmek zorunda kaldım. Yazılarım geniş ilgi gördü. Bir okuyucumun dışında hep olumlu tepkiler aldım. Ancak bir okuyucumun son yazıma yazdığı yorum, güncel konulardan uzak durmam gerektiğini hatırlattı. Uzak durmalıyım çünkü bu tartışmaların sonu gelmiyor.
Nedenine gelince, sorunlara parmak basıyorsun ama bastığın parmak bastığın yerde kalıyor. Kimse elini taşın altına koyup o sorunu çözmeye kalkışmıyor. Hastanelerdeki enfeksiyon konusuna parmak basan yazımız birçok olumlu tepki aldı ancak, ne yazık ki siyasiler bile bu konu üzerinde durmaya gerek görmedi. Ki, asıl sorunu çözmesi gerekenler kendileri, ben veya okuyucularım değil…
Okuyucum, “Sizi yazılarınızla ilk kez burada tanıdım. O keyif veren yazılarınızı özledim. Bırakın bu konuları da gönlümüze, yüreğimize hitap eden yazılarınızı kaleme alın” diyordu. Ben de öyle yapmaya karar verdim. Bugüne kadar daha önce de bir yazımda kendi hayatımı anlatırken dile getirdiğim bir konuyu dile getirmek ihtiyacı hissettim.
Ceviz dökme zamanı doğdun
Bugün Anadolu’nun dört bir yanında yaşayan ve yaşı bana yakın olanların yaşadığı bir olayı dile getirmek istedim. Annemin tabiriyle “… Büyük depremden şu kadar sene sonra amcanın kızı, ondan bilmem kaç sene sonra, ceviz dökme zamanı dünyaya geldin” şeklindeki tarifiyle doğum tarihimi bulmaya çalıştım ama işin içinden çıkamadım.
Çünkü o zamanlar ne resmi nikâh vardı, ne de nüfusa kayıt hassasiyeti…
Ben ilk okula giderken annemle babama resmi nikah kıydırdık. Bunu da sağ olsun hemşerim ve ağabeyim Nazım Önüt sayesinde yaptırmıştık. O sayede nüfus kâğıdına kavuşmuş ve okula kaydımı yaptırmıştım. Bu anekdotu yazımda okuyan sevgili iş arkadaşım Halil Yumuşak da yaşadığı bir olayı, daha doğrusu ailesinde ola gelen bir anekdotu benimle paylaştı. Ben de onun yazdıklarıyla sizinle paylaşmak istiyorum:
Aziz amcamın işleri
“Ramazan bey sana bir hikâye anlatayım. Bizim oralarda eskiden araç olmadığı için köyden şehre katır ve eşeklerle gidilirmiş. Ben o günlere yetişmedim ama büyüklerimiz hep öyle anlatırdı. Amcam bir gün Kahramanmaraş’a gitmeye karar veriyor. O zaman şehre gitmesi 2 gün 2 gece yürümesi lazım. Yengem de o sıralarda hamile. Yengem amcama, “Madem gidiyorsun, doğacak çocuğumuzu da nüfusa kaydet” diyor. Amcam da, “tamam” diyerek yola revan oluyor.
İki gün iki gece sonra şehre varıyor ve Nüfus Müdürlüğü’nün önüne kadar geliyor. Burada aklı başına geliyor ve “Yahu ben bu çocuğu kaydedeceğim ama çocuk kız mı olacak, erkek mi belli değil” diyerek düşünüyor ve sonunda kız çocuğu olarak kaydetmeye karar veriyor.
Nüfus Müdürlüğü’ne giriyor ve henüz dünyaya merhaba demeyen yavruyu “Fındık” ismiyle nüfusa kaydediyor ve köye dönüyor. Aradan üç ay geçiyor ve bizim kuzen dünyaya geliyor. Geliyor da kız olarak kaydedilen çocuk erkek oluyor. Doğan yavrunun adını “Ali” koyuyorlar ve amcam tekrar şehrin yolunu tutup oğluna nüfus cüzdanı çıkarıyor.
Biri gerçek diğeri hayali iki evlat
İşin garabetine bakın, şimdi amcamın kayıtlarda iki çocuğu görünüyor ama biri hayali, yok ortalarda. Sorun burada bitmiyor. Aradan üç yıl geçiyor ve yengem bu kez bir kız çocuk dünyaya getiriyor. Bu kez de yengem çocuğun ismini, “rüyamda gördüm annemin ismini koyacağım” diyerek Zeynep olarak koyuyor. Amcam eşinin hatırını kırmıyor ve onu da nüfusa kaydettiriyor. Gel gör ki, bütün bunlar olup dururken hayali çocuk da yaşamını bir yandan sürdürüyor.
Bu arada yengem aradan altı yıl geçtikten sonra bir kız çocuk dünyaya getiriyor. Neyse doğan kıza “Fındık” adını koyuyorlar ve hayali çocuk gerçeğe dönüşüyor. Şimdi amcamın kızı 51 yaşında ama nüfus cüzdanında yaşı 61 olarak görünüyor. Bu yüzden de çalışmak istediği halde yaşı yüzünden iş bulamıyor.
Bütün bunları size anlatırken aklıma geldi, eğer doğan çocuk erkek olsaydı ve amcam da ilk nüfusa gittiğinde erkek ismiyle bebeği kaydettirseydi ne olurdu? Bizim kuzen henüz 10 yaşındayken vatan görevi için silâhaltına alınacaktı ve asıl şamata o zaman kopacaktı işte…”
Kim bilir bizim Halil’in Aziz amcası gibi daha nice Aziz amcaların hikâyeleri günlük yaşamımızın içinde yuvarlanıp duruyor…
Ramazan GÜNTAY /www.hurriyetport.com
ramazan.guntay@gmail.com
Yayın Tarihi: 2011-03-20 16:07:56
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.