Düşünürken…
Eskiden ne güzel cahildik ama
mutluluğun resmini çiziyorduk
Sevgili dostum, uzun süredir yazılarımı aksattığımın farkındayım. Bu nedenle herkesten binlerce kez özür diliyorum. Hayat denilen yolda öylesine hızlı yürüyoruz ki, nefes almaya bile zor zaman buluyoruz…
Ne yazık ki, bu durumda olan sadece ben değilim. Toplum olarak bu haldeyiz, koşuyoruz, koşuyoruz, koşuyoruz…
Nereye, ne için koştuğumuzu bilmeden koşuyoruz. Kendimizce bir hedef koyuyoruz ama kısa bir sure sonra o hedefin ne olduğunu da unutuyoruz. Çünkü önümüze çıkan engeller, yeni gelişmeler bizi hedefimizden saptırıyor…
Dünü arar olduk ne yazık ki…
Sık söylediğim bir sözdür: Eskiden hep “yarınlar daha güzel olacak” diyerek didinip duruyoruz. Ancak ne yazık ki, daha güzeli bırak dünü arar hale geldik. Çünkü hiçbir şey eskisi kadar güzel, huzur verici olmadı… Bu yüzden de hep dünü arar hale geldik…
Bunu çok güzel anlatan bir mail aldım sevgili dostum Beyza Gürbüzer’den. Bunu da seninle paylaşmak istedim. Okuyunca eminim sen de bana hak vereceksin:
Sucuk lüks, yumurta lezzetli
“Dışarıda kar...
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki…
Kuzinenin üzerinde demir maşa... Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...
Sucuk lükstü.,, Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi...
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında, boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...
Dışarıda kar...
İçeride kanaat...
İçeride huzur...
Televizyon yoktu…
Gazete de her zaman olmazdı.
Keyfimiz bozulmazdı hiç
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk...
Kestane közlemek bütün bir gecenin mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar...
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası...
Küçücük bakkalın zenginliği
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı...
Domates de...
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar...
İçeride huzur...
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi...
Kimin umurunda...
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk...”
Doğru değil mi sevgili dostum?!.. Her kelimesi, her noktası doğru…
Kısacası sanırım biz artık “insane” olmayı unuttuk…
Bir garip varlık haline geldik…
Eyvah ki, eyvahhhhh….
Ramazan GÜNTAY/hurriyetport
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.