Sevgili dostum, daha önce sana yazdığım bir mektupta, “Gel de bu ülkede kahrolma” diye yazmıştım. Gerçekten de öyle… Geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı öyle bir hale geldi ki, insanlar ne yapacağını şaşırdı…
Hele son birkaç hafta beni kahretti. Hatta bazı olaylar karşısında gözyaşlarımı tutamadım… Kahroldum, çünkü elimden gelen bir şey yoktu… Kahroldum çünkü bu gariban insanlar için kimse kılını kıpırdatmıyordu…
Ve bu insanlar bütün olumsuzluklara, içinde bulundukları çıkmazlara rağmen onurlarıyla yaşayabilmenin mücadelesini vermeye çalışıyor… Ne acı değil mi?!..
Kısa kısa sana bu olayları anlatmak istiyorum. Biliyorsun gazeteye başlamadan önce aile şirketimizin insan kaynaklarına bakıyordum. Gazeteye başladıktan sonra aldıkları bir işte sıkışınca benden yardım istediler ve ben de gündüzleri öğle saatlerine doğru gidip onlara yardım ediyordum. Yeni açılan bir alışveriş merkezine eleman alınıyordu.
Evime hiç olmazsa 2 ekmek götürürüm
Bir gün, orta yaşlarda bir hanımefendi geldi ve işe talip olduğunu söyledi. Konuştuk. Oturduğu yeri sordum. Söyledi. Evinden işyerine gelebilmek için her gün iki araç değiştirmesi gerekiyordu. Kendisine, eline geçecek parayla geçinmesinin zor olduğunu hatırlattığımda bana verdiği cevap, beni yüreğimden vurdu:
“Ağabey, bana kalacak parayla her gün evime hiç olmazsa iki ekmek götürürüm. Bu da bana yeter!..”
Bu sözleriyle belki de beni yüreğimden hançerlediğinin farkında değildi kadıncağız…
Evine iki ekmek götürebilmesi için başka hiçbir şey sormadım ve işbaşı yaptırdım.
Evet, dostum, böyle bir olay yaşasaydın eminim sen de kahrolurdun…
Geçtiğimiz hafta da bu kez hizmet verdiğimiz kurumda işbaşı yapmak isteyen elemanlarla görüşmeye başladım. Gelenlerin hepsi işe alınmaları için adeta yalvarıyorlardı. Her birinin bir hikâyesi vardı ve her hikâye beni yaralıyordu.
Çalışmak için okumayı bırakacağım
Batmanlı bir anne ile kızı geldi. İşe ihtiyaçları olduğunu ve çalışmak istediğini söyledi anne…
Kızına okuyup okumadığını sordum, lisenin ikinci sınıfında olduğunu öğrendim. Amacının ne olduğunu sordum bu kez. Bilgisayar mühendisi olmak istediğini, ancak okulu bırakmak zorunda olduğunu söyledi. Nedenini sordum.
Yavrucağızın gözleri doldu ve “Benim 2 kardeşim daha var. Babamın doğru dürüst bir işi yok. Ailemin geçimini sağlamak için çalışmak zorundayım” dedi ve gözyaşlarını artık tutamadı…
Kızının bu halini gören anne de ağlamaya başladı. Tabii ben de onlara uydum…
Üçümüzün ağladığını gören ve konuşmaları dinleyen iş arkadaşım da ağlamaya başladı…
Kalp ve tansiyon rahatsızlığı bulunan anneye, işin ağır olduğunu, nasıl dayanabileceğini sorunca, “Sırf kızım okusun, kendi ayakları üstünde durabilsin diye çalışacağım. Başka çarem yok” cevabını aldım…
Annenin işbaşı yapmasını sağladım ve yolcu ederken onlarla birlikte ofisin dışına çıktım. Küçük kızımıza biraz harçlık vermek istedim, eliyle geri itti. Ben zorla eline tutuşturunca da parayı yere attı. Sonunda ikna ettim.
Eğitimimi yarıda bırakmak zorundayım
Son olay ise, birkaç gün önce gerçekleşti. Yine bir anne ile kızı geldi. Kızımız bir üniversitenin iki yıllık bölümünü bitirmiş. Lisans eğitimini tamamlamak için yatay geçişini de gerçekleştirmiş. Ancak geçim sıkıntısı yüzünden kaydını sildirerek açık öğretime kayıt yaptırmış.
Yine üzüldüm… Yine kahroldum…
Nedenini sordum. 4 kardeş olduklarını ve bütün kardeşlerin okuduğunu söyledi. “Aileme katkı sağlamak için mecburen çalışacağım” dedi. Ancak, tüm gayretlerine rağmen iş bulamadığını da sözlerine ekledi. Anne ve kızına da iş imkânı sağlandı…
İşte gel de kahrolma dostum
Sevgili dostum, işte bunlar beni kahrediyor. “Arkadaş bu ülkede milyonlarca insan bu durumda. Ne yapalım yani, kendini kahretme” diyeceksin…
Sana daha önce da yazmıştım. Okuduğumuz kitaplardan aklında kaldıysa ve hatırlarsan, Hz. Ömer (r.a.), “Dicle kıyısında koyununu kaybeden köylüden ben sorumluyum” demişti. Belki biz sorumlu değiliz ama bu sıkıntıyı çeken ülkenin dört bir yanındaki insanın acısını da yüreğimizde duymalı ve bir şeyler yapmalıyız diye düşünüyorum… Eğer duyamıyorsak, en azından onun için bir nebze olsun hayıflanamıyorsak ben kendi insanlığımdan şüphe ederim… Ben ancak, şahit olduğum acıları dile getirerek bir şeyler yapıyorum…
Bu ülkeyi yönetenler hep pembe tablolar çiziyorlar. İnsanlar evine ekmek götüremiyor, çocuklarını okula gönderebilmek için üç kuruş para bulamıyor ama onlar, ülke iyiye gidiyor, ekonomimiz dimdik ayakta diyerek göz boyamaya çalışıyorlar…
Yeter artık, yeter be dostum…
Bu insanların acısını yüreklerinde duymuyorlarsa, bu insanların yaralarına merhem olamıyorlarsa o koltuklarını boş yere işgal etmesinler…
Ya da bizler onlara bu fırsatı vermeyelim…
Ne dersin?!..
Ramazan GÜNTAY
ramazan.guntay@gmail.com
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.