Düşünürken…
Hüsnü Açıkgöz’den
bir mektup var!..
Sevgili dostum, yine uzun zamandır yazamadım, kusuruma bakma. İşlerin yoğunluğu, ailedeki rahatsızlıklar yüzünden doğru dürüst dinlenme fırsatı bile bulamadım doğrusu… Güneş yüzünü göstermeye başlayınca bende de memleket hasreti depreşmeye başladı. Üstüne üstlük de Mahmut Varol ağabeyimin internet ortamında yayınladığı “Peri Suyu Vadisi” görüntüleri, yürek yakan ezgileri içimdeki hasret ateşini daha da alevlendiriyor…
O sahipsiz toprakları düşündükçe daha beter kahırlanıyorum. “Sahibi var” diyenlerin söylediklerinin sadece sözde kaldığını görmek bu kahırı daha da artırıyor. Bugün yazımda sana bir Kiğılı gencimizin mektubunu aktaracağım. Hüsnü Açıkgöz kardeşim bu mektubu bana aslında neredeyse 2 yıl önce vermişti. Ama işlerin ve gündemin farklılığından o günlerde kullanamamıştım. “Kullanayım” dediğimde de bulamamıştım. Nihayet geçen gün evraklarımı karıştırırken buldum ve “Bir daha kaybetmeden hemen yayınlayayım” dedi. İşte o mektuptan satırlar:
Kiğı’yı istemeden terk ettim
“Adım Hüsnü Açıkgöz. 25 yaşındayım ve bir yıldan beri İstanbul’da özel güvenlik görevlisi olarak çalışıyorum. Ben de birçok hemşerim gibi Kiğı’yı istemeden terk etmek zorunda kalanlardan biriyim. Kiğı’da işsiz yıllar ve beş parasız günler geçirdim. Ne iş olduysa yaptım, az-çok, kolay-zor demeden… Çünkü yokluğu biliyordum…
Orada benim gibi bütün gençler de aynı durumdaydı. Yaşlılar da aynı şimdi gençler gibi bir ömür geçirmişler. İş yok, sosyal güvence yok, geleceksiz yarınlarımız vardı orada… Ben, ‘Bu iş böyle gitmez’ dedim ve çıktım, geldim taşı toprağı altın İstanbul’a… Taşı-toprağı altın çünkü çalışınca, taşı da, toprağı da altın yapmak mümkün…
Güzel Kiğımız sahipsiz. Gerek zengin işadamları, gerekse üst düzey devlet büyüklerimiz sadece kendilerine çalışıyorlar. Öyle olduğu için de Kiğı unutulmuş durumda. Biliniyor ki, Kiğı’da HES barajı yapılmakta, yani iş var diyorlar. Ama ne yazık ki, barajda çalışan işçilerin ancak yüzde 10’u o toprakların insanı. Onları da yalvar-yakar, rica-minnet işe alıyorlar, sanırsın ki, büyük lütufta bulunuyorlar.
İlk çıkarılan yine Kiğılı
İşten çıkarma dönemi gelince de ilk akla gelen yine Kiğılılar oluyor. Bu durumda soruyoruz; “Niye biz? Evet, niye biz? Mademki baraj inşaatı var neden çalışanların çoğunluğu Kiğılı değil?” Ve ne yazık ki buna doğru dürüst bir cevap bulamıyoruz…
Belediyemiz zaten Allah’a emanet. Herhangi bir çalışma yok. Sadece çöp toplayıp, yollara yıkama yapıyor. Hoş, imkânsızlıklar yüzünden yapacak bir şey de yok zaten… Personel de çalışmamaya alışmış zaten… Biz diyoruz ki, sayın başkanımız Meclis’in kapısını çalsın ve oradan halkımız, insanımızın geleceği için iş sahası açtırsın, aydınlık bir geleceğin ilk adımlarını atsın… Böylece ilçenin geleceğine de sahip çıkmış olacağız, ilçemizden artık göç olmayacak, herkes doğduğu yerde doyacak…
Bir zamanlar il olmaya adaydık
Bir zamanlar il olmaya adaydık. Nüfusumuz kalabalıktı, şimdilerde 5 binin de altına düştük. Bari bu nüfusu koruyup ilçe kalalım. Böyle giderse, göçlerin ardı arkası alınmazsa gün gelir devran dönmez ve Kiğı da köy olur. Ben bunu düşünmek bile istemiyorum.
Şimdi şunu söylemek istiyorum: Anadolu’nun en güzel, binlerce tarihe sahip ilçelerinden biri olan kendi ilçemizde neden yaşamayalım. Siz değerli Kiğılı iş adamları ve yörenin önde gelen büyüklerine sesleniyorum: Devletin tanıdığı imkanlarından sonuna kadar yararlanabilmemizi çini halkımıza öncülük edin, Kiğı’da iş imkanları sağlayın ki, insanlarımız geçinebilecekleri bir işin sahibi olsun, bir daha göç etmeyi düşünmesin, doğduğu yerde doysun. Yüzler gülsün, gönüller gülsün; Kiğı’dan kopan gençler, aileler geri dönsün ve bu güzel ilçemiz yeniden il olmaya aday olsun…
Bu çarkı döndürmek için sadece devletin yapacaklarını beklemeyelim, bizler de çarkı büyütelim ve kendimiz döndürmeye gayret edelim. Bu mektubumun dikkate alınmasını siz değerli büyüklerimden saygıyla ve teşekkürle rica ediyorum…”
Ramazan GÜNTAY
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.