Düşün
İşsizliğe çözüm bulunmadıkça hiçbir soruna çözüm bulunmaz
Sevgili dostum, yine uzun zamandır sana yazamadım. Oysa bundan önceki mektubumda seni habersiz bırakmayacağımı söylemiştim ama sözümü tutamadım, beni affet, kusuruma bakma. O günden bu yana zorlu günler geçirdim. Hem ülke olarak, hem şahsen zor günlerdi. Hemen her gün bir olumsuz haber, bir şehit haberi, bir kaza haberi insanda moral diye bir şey bırakmıyor.
Biliyorsun, bu cennet ülkenin doğu ve güneydoğusu başta olmak üzere hemen her yanında 30 yıldan beri kan akıyor, ocaklar sönüyor, analar-babalar kanlı gözyaşları döküyorlar. “7 düvele” meydan okuyan Türkiye, ne yazık ki, kendini bilmeyen, içinde bulunduğu millete de zararlar veren 3-5 kişiyle başa çıkamıyor. Bundan önceki yazılarımda da dile getirmiştim, sorunların kaynağında ilk sırayı işsizlik alıyor. Hala bu görüşümde ısrarcıyım.
ÖNCELİĞİMİZ AİLEMİZDİR
Karnı doyan, çoluğuna-çocuğuna bir çorap alabilen, eline bir sakız, bir gofret verebilen hiç kimse, sonu mutlak yokluk olan bir yola çıkmaz. Çünkü, “insanım” diyen herkes önce sorumlu olduğu kişilerin yanında olmak, onların geleceğini sağlamak zorunda hisseder kendini… Tıpkı benim gibi, tıpkı senin gibi…
Eğer insanları doğduğu yerde doymalarını sağlayamıyorsan, onlara ülkenin herhangi bir yerinde iş imkânı kuramıyorsan, son çare olarak onlar da “dağ”a çıkacak. Nitekim, bana sorarsan elinde silah, dağ-tepe dolaşanların büyük bir çoğunluğu, çoluğuna-çocuğuna bir lokma ekmek sağlamak için dolaşıyordur. “Yavruma bir sakız alamayıp her gün onlarca kez öleceğime, dağda bir kurşunda bir kerede ölürüm ama çocuklarım sakızını alır” diyorlar.
Nitekim bu görüşümü destekleyen bir haberi geçtiğimiz günlerde internet sitelerinin birinde okudum. Habere konu olan genç şanslıydı. Aklına gelen her yere başvurdu ve kendini kurtardı. Kendisiyle yapılan röportajda da “dağa çıkma” konusunu dile getiriyordu. Ben lafı uzatmadan, haber sitesinde yayınlanan röportajın bir bölümünü dikkatine sunuyorum:
KAN DAVASI VE TERÖRÜN İÇİNDE
“Kan davası ve terörün içinde doğdu. Okumak, kendini kurtarmak istiyordu ama ailesinin maddi gücü yoktu. Bütün yardım talepleri cevapsız kaldı. Kazandığı İstanbul’daki Bahçeşehir Üniversitesi’ne, son çare olarak yazdığı bir mektup kaderini değiştirdi. Muhammed Cemal Demir, adı mayın patlamalarıyla anılan Hakkari’nin Geçit Dağ Köyü’nden İstanbul Boğazı kıyısındaki özel üniversiteye ve özel yurda yerleşti. Şimdi teknolojide nam salmış bir bilim insanı olmak istiyor.
- Her an terör korkusu yaşıyorsunuz…
- Evet. Her an ölebilirsin… Hiçbir şey belli değil, ağzımdan kötü bir söz çıksa vururlar. Terör gelişmenin önündeki en büyük engel. Yatırıma da, okumaya da en büyük engel… “Okulda boykot var, giderseniz formayla yakarız” denirdi. Okumakta kime ne zarar var ki? Ama bazıları buna engel oluyor. Biri konuştu mu sıkıyorlar kafasına. Gençler belli bir yaşa geldikten sonra imkân bulurlarsa okumaya devam eder, bulamazlarsa köyde çalışma imkanı yok. Ya çobanlık yapacak, ya da iş bulursa İstanbul’a gidecek. Ama iş bulamazsa da dağa çıkacak…
- Geçen yılki mayın patlaması seni çok etkilemiş…
- Evet… Bir gece önce beraber olduğum akrabalarım, arkadaşlarım ertesi sabah kalktığımda ölmüştü. Zordu. Okula gittiğimde de bir türlü toparlanamadım. Sürekli çalışıyordum ama korkuyordum da…”
Evet sevgili dostum, yayınlanan röportajda, işsizliğin vahametini ve sonuçlarını, birinci ağızdan gözler önüne seren bölümü aktardım sana. Bir de bu yürekli çocuğun Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay Yalçın’a yazdığı mektubu sana aktarıp, satırlarımı noktalıyorum:
MUHAMMED’İN YÜREK YAKAN MEKTUBU
“Merhabalar…
Ben Hakkâri’nin Geçitli Köyü’nden Muhammed Cemal Demir. Köyde ve Hakkâri merkezde yaşanan terör olaylarının içinde, köyün YİBO’sunda okuyarak, Hakkâri’de 2007’de açılan Hakkâri Fen Lisesi’ni kazandım. Geçen sene köyümde mayın patlaması oldu ve dokuz akrabam gözümün önünde paramparça oldu. Köydeki bir yayla sorunu yüzünden bir komşum silahla öldürüldü. Babam köyde imam, bizi daha iyi şartlarda okutmak için defalarca tayin istedi, ama olmadı. Buradan gidemedik. Ortaokuldan lisenin son iki yılına kadar başarılı, tıp beklenen bir öğrenciydim. Bu terör olaylarının verdiği psikolojik sıkıntı içinde sınavlara hazırlanıp geleceğimi kurmaya çalıştım. LYS’den 337 puan aldım, mühendislik okumak tek hayalim olduğu için bütün tercihlerime mühendislik yazdım. Tercih sonucunda Bahçeşehir Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği’ni kazandım. Üniversitenizde okumak, benim için, bu yaşta uzaya çıkmak gibi bir şey… Çok istediğim fakat; bir o kadar da uzak bir hayal. Maddi durumumuz el vermiyor. Siz değerli büyüklerimin halimden anlayacağını umut ediyorum. Beni okutmanız karşılığında gelecekte size ve ülkeme hayırlı bir evlat olmak için elimden gelen her şeyi yapacağım. Benim bu terör bataklığından çıkmama destek olun…
Yalvarıyorum, buna çok ihtiyacımız var…”
İşte sevgili dostum başka bir şey söylememe gerek var mı?!.. Muhammed Cemal Demir, gereken her şeyi, çok açık bir şekilde dile getirmiş… Hadi onun şansı yaver gitti ve Prof. Dr. Şenay Yalçın ona sahip çıktı… Ya, Muhammed kadar şanslı olamayanlar ne yapsın?!...
Selam ve sevgilerimle dostum…
Ramazan GÜNTAY
ramazan@hport.com.tr
Yayın Tarihi: 2012-03-14 22:50:31