Osmanlı padişahları bir ameleye İstanbul’da, İzmit’te ve taşrada ödenecek ücreti ayrı ayrı belirliyordu. Aynı şekilde temel gıda maddelerinin fiyatları da bu sıralamayla belirleniyordu. Yani İzmit’teki fiyat İstanbul’dan biraz daha düşük, taşradaki fiyatlar ise, İzmit’ten daha da azdı.

 

 

Sevgili dostum, siyasi ve iktisadi konularda yazmaktan uzak durmaya çalışmama rağmen bazen şartlar bizi zorluyor. Hayat şartları giderek zorlaşıyor. Ekonomik kriz, yetkililerin “teğet geçti” açıklamalarına rağmen gün geçtikçe ağırlığını hissettiriyor. İşsizler ordusuna her gün yüzlerce insan katılıyor, geçim sıkıntısı insanları bunaltmaya devam ediyor.

Bütün bunların yanında idare ettiği toplumun refah düzeyini yükseltmek baş görevi olan hükümetler ise, ne yazık ki, hayatı giderek zorlaştırmaktan ödeye bir adım atmıyor. Bir yandan devletin resmi kurumları, açlık sınırını 700 küsurlar olarak, yoksulluk sınırını ise, binlerle ifade edilen rakamlar olduğunu açıklarken, öte yandan net asgari ücreti 500 lirayı bile bulmayan bir rakam olarak uyguluyor. Bize ise, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demekten öteye başka laf kalmıyor.

 

Doğu ile batı arasında büyük uçurum var

 

Basın artık hırsızlık olaylarını vaka-i adiye diye gazete sütunlarına bile taşımaz oldu, ama her gün, her saat bir yerlerde hırsızlık oluyor. Kredi borcunu ödeyemediği için canına kıyanların sayısı da her geçen gün artıyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Sağlık Bakanlığı da kalkıyor bir tamim yayınlıyor ve hizmet alımlarına sınırlandırma getiriyor. Hem de ülkenin dört bir yanını eşit tutarak, hiçbir ayrım yapmadan.

“Ne güzel işte tıpkı batı ülkelerinde olduğu gibi sosyal adalet sağlanmış oluyor” diyeceksin. Uzaktan bakınca belki de haklısın. Ama batı ülkeleriyle Türkiye’yi kıyasladığın zaman ülkenin bir ucuyla diğer ucu arasında dağlar kadar fark olduğunu göreceksin. Bunu bilen Osmanlı padişahları, ücretleri belirlerken İstanbul’u, İzmit’i ve taşrayı ayırıyordu. Nerden biliyorsun dersen anlatayım sevgili dostum:

 

Padişahın fermanını örnek alsınlar

 

Yaklaşık 26-27 yıl önce Tercüman Gazetesi’nin Haber Merkezi’nde çalışırken amirimiz olan Mehmet Bican, Asgari Ücret Tespit Komisyonu Toplantısı öncesinde bir haber hazırlıyordu. Bu konuda Osmanlı padişahlarından birinin bu konuda bir fermanı olduğunu belirterek, bulup bulamayacağımızı sordu. Ben de bulabileceğimizi, Diyanet İşleri Başkanlığı Şeriyye Sicilleri’nde bir arkadaşım olduğunu söyledim. Bican, o  zaman padişahın ismini de söylemişti. Gel gör ki, yaşlılıktan o ismi unuttum. Şeriyye Sicilleri’nde çalışan Durali Yılmaz ağabeyimi aradım ve yardımını istedim. Sağolsun ağabeyim hem fermanı buldu, hem de tercümesini yapıp bize verdi. Bizde o zaman gazetede kullandık.

Fermanda, bir inşaat amelesinin İstanbul’da alacağı ücret ile İzmit’te ve taşrada alacağı ücret ayrı ayrı belirtiliyordu. İstanbul’daki ücret farz-ı mahal 50 kuruş ise, İzmit’te 45 kuruş, taşrada ise, 40 kuruş olarak belirtiliyordu. Her hizmet dalı için ayrı ayrı ücretler belirtilirken, gıda maddeleri de unutulmamıştı. Gemlik ve Ayvalık zeytinlerinin sınıflarına göre yine aynı sıralamayla ücretleri belirleniyor ve bu fiyattan yükseğe satılmaması gerektiği belirtiliyordu.

 

Sağlık Bakanlığı’nın genelgesi kaliteyi dibe vurdurur

 

Gel gör ki, Sağlık Bakanlığı yayınladığı genelde ilköğretim mezunu bir güvenlik görevlisine, temizlik elemanına verdiği ücreti, yani asgari ücreti uygun görüyor. Lise mezunları asgari ücretin yüzde 5 fazlası, iki yıllık yüksek okul mezunları asgari ücretin yüzde 10 fazlası, dört yıllık fakülte mezunlarına ise, asgari ücretin yüzde 15 fazlasının verilmesi gerektiği aynı genelgede belirtiliyor.

Şimdi bu genelgeyi hazırlayanlara sormak lazım; İstanbul’da en düşük kira ne kadardır, Adana’da ve Hakkâri’de, Elazığ’da ne kadardır? Bir kilo etin bu illerimizdeki fiyatlarını, bu iller arasındaki yaşam şartlarının neler olduğunu biliyorlar mı acaba? Bildiklerini hiç sanmıyorum. Bilseler, Ankara’da oturup masa başında ahkâm kesmezlerdi.

 

Hastaneler artık Allah’a emanet

 

Eğer Sağlık Bakanlığı’nın genelgesi harfiyen uygulanırsa 2010 yılından itibaren hastanelerimiz kelimenin tam manasıyla “Allah’a emanet” olur. Çünkü, belirlenen fiyatlara hiçbir güvenlik elemanı çalışmaz. Meydan da, kalifiye olmayan, toplumla diyalogdan habersiz, bir hastaya nasıl davranılacağını bilmeyen, iletişim yoksunu güvenliklere kalır.

İstanbul ile hayat standartlarının farklı olduğu bir ilimizde aynı ücretin ödenmesi mantık ve hakkaniyet ilkesine uygun olmadığı gibi, 657 Sayılı kanuna tabi olanlarla mukayesede de adalet olduğunu sanmıyorum.

Bu genelgeyi okuduğumda sinirden ve öfkeden güldüm durdum. Bu konuda dikkatimi çeken sevgili dostum Bahattin Akkaya’ya da teşekkür ediyorum.

Dilerim en kısa zamanda bu yanlışlık giderilir. Yoksa?!..

Ötesini düşünmek bile istemiyorum…

 

 

 

 

Ramazan GÜNTAY

ramazan.guntay@gmail.com

 

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:59:59