Düşünürken…
Sevgiyi konuşmayalım
içini dolduralım artık…
Sevgili dostum, son birkaç haftadır yine tembelliğim üzerimde. Sana yazamadığım için kusuruma bakma. Bu yıl da bir mübarek Ramazan ayını geride bıraktık. Kardeşliğin, dostluğun, sevginin hatırlandığı bir Ramazan Bayramı’nı daha idrak ediyoruz. Ama ne yazık ki, hep umutla baktığımız gelecek yerine yine eskiyi arar olduk.
Mübarek Ramazan ayının ilk günlerinde Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun bir açıklamasını okumuştum. Bardakoğlu, ülkelerin ve insanların açgözlülüğünün dünyayı yaşanmaz hale getirdiğini dile getirerek bugünün bir gerçeğini gözler önüne seriyordu. 21. Yüzyıl insanının belki en çok ihtiyaç duyduğu şeyin birbirini sevme ve sayma olduğunu dile getiren, barışın sevgiye dayandığını, ancak severek sevginin kurulabileceğini ifade eden Bardakoğlu, ''Ama burada sevgi deyince kendimizi sevmeyi kastetmiyorum. Yanı başımızdakini sevmeyi kastediyorum. Kendimizi sevdikçe bencillik artar. Kavga, hırs, gerilim çoğalır'' diyordu. Bardakoğlu, en büyük sevginin Allah sevgisi olduğunu ve bütün sevgilerin, o sevginin bir yansımasını oluşturduğunu ifade ederek, ''Sevgiyi konuşmaya değil, içini doldurmaya ve yaşamaya ihtiyacımız var'' diye konuşuyordu.
PAYLAŞMAYI UNUTTUK
Konuşulan değil, yaşanan ve paylaşılan sevgiden yana olduklarını, bu dünyada unutulan şeylerden birinin de paylaşmak olduğunu ifade eden Bardakoğlu, daha sonra şunları söylüyordu:
''Ülke olarak önemli meziyetlerimiz ve artılarımız var. Çok önemli zorlukları aştık. Birçok başarılarımız var. Ama bazı şeyleri geride bıraktık. Bunlardan biri de paylaşmak duygusu. Öteki kavramını ürettik. Halbuki öteki yoktu. Yanı başımızdaki, uzağımızdaki vardı. Bizden parçalar vardı. Biz onlara hep öteki dedik. Ötekiler icat ettik. Araya sınırlar koyduk. Paylaşmayı unuttuk. Hep bize ait olsun dedik. Biz fen bilimleri ve sosyal bilimleri arasında dengeyi kuramadık. Madde ile mana arasında, bilim ile hikmet arasında denge kuramadık. Bilgi tek başına yetmez. O bilginin hikmete dönüşmesi gerekir. Doğu kültürü, İslam kültürü, Hristiyan kültürü, Süryani ve daha gerilere gidildiğinde antik kadim kültürlerin hepsinin hikmet dolu kültürlerdir. Biz hikmeti medeniyetimizin harcı yapmışız. Biz o hikmeti unuttuk. Sadece bilen insanlara değil, bilgisini sorumluluğa dönüştüren, bilgisini hikmetle bezeyen, ilmin yanından irfanı olan insanlara ihtiyacımız var.”
DİNLERİN RAHMET ÇAĞRISI
Sevgili dostum, yazmaya başladığım günden beri dile getirdiğim sevginin, kardeşliğin, dostluğun önemini çok güzel bir şekilde dile getiren Bardakoğlu, dinin insan ve toplum hayatında her zaman olduğundan daha fazla önemini koruduğunu ve korumak zorunda olduğunu da söylüyordu. İnsanın dindar olarak doğduğunu, dindar olarak var olduğunu kaydeden Bardakoğlu, adeta bütün duygu ve düşüncelerimi dile getiren konuşmasını şu sözlerle noktalıyordu:
“21. Yüzyıl'da din yok olmadı. Din var olmaya devam etti. Ama aşırı dünyevileşmenin ve maddileşmenin altında dini değerlerimiz kayboldu gitti. Mal ve mülk aslında paylaşma imkânıdır. Ama biz hırslarımız nedeniyle mal ve mülkün altında kaldık. Biz mal ve mülkü yönetecekken, mal ve servetimiz bizi yönetti. Biz mevkii ve makamı yönetecekken, makam, mevki bizi şekillendirdi. Sözün özü, dünyanın üzerinde yürümek için yaratılan insan, adeta dünyanın altında kaldı. Bu birazda paylaşamadığımız için oldu. Ötekini göremediğimiz, ötekini sevemediğimiz için oldu. Ülkelerin ve insanların aç gözlülüğü, dünyayı yaşanmaz hale getirdi. Dünyada ne çekiyorsak, insanların kendi eliyle ürettiklerinden çekiyoruz. Bunlar bize Rabbimizden gelen cezalar değil. Dinlerin rahmet çağrısına kulak verdikçe, insanların arasında rahmet artacaktır.”
Sevgili dostum, bu güzel konuşmayı biraz gecikmeli de olsa seninle paylaşma ihtiyacı duydum. Ramazan Bayramı’nı tebrik eder, başta tüm İslam alemi olmak üzere insanlığa rahmet ve bereket getirmesini niyaz ederim.
Ramazan GÜNTAY
ramazan.guntay@gmail.com
Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:53:30
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.