Figen Güçlü’nün kaleminden (2):

Tüm aşina yüzlerle sevdim seni…

 

 

Sevgili dostum, geçen hafta söylediğim gibi sevgili okuyucum Figen Güçlü’nün yazdıklarına bu hafta da, önümüzdeki birkaç hafta da devam edeceğim. Beğeneceğine eminim:


“Aynı sularda yıkanmışız, aynı topraklarda kök salmışız; gün doğusuna dönük yüzümüz. Öyle çok aşina yüz var ki aramızda, kurduğumuz düşlerin aynılığını hatırlatan. Tüm aşina yüzlerle sevdim seni. Tanıdığımız hayatlara sığınıp çıktım kuytusundan ömrümün, yoluna geldim, tüm düşlerini tek tek selamdım. "Bu gönül senin ey kaptan, ben yalnız senin sözünü dinlerim" diyecek kadar büyüdüm gözlerinde. İlk yemindin aşka verdiğim. Tanışıklığımızdandı bu teslimiyetim. Yıllardan Mozart'tı, Mozart yılıydı ben seni sevdim.
Anne sözü dinleyecek kadar küçük değildin oysa gönül gemisine kaptandın; zamansız bu teslim oluşun. Avucuma düşen gözyaşların anlatıyor gitmek istemediğini; seni çağıranlar inatçı; dinmiyor sesleri. Gidiyorsun bir yarın ben de kaldı, aşka mahkûm; sen gittin. Bir yanın gitti ardına bile bakmadan, seslere tutsak, sen bende kaldın.

Ömrümü serdim gidişine


Sen gölgesinden üşüyen kaptan. Ben ömrümü serdim senin gidişine. Dilimde bir avuç yalanla uğurluyorum seni ki aşka mahkûm yanın daha çok acımasın. Derdiğin güllerin dikenleri kanatmasın ellerini bir daha, ben kanarım sevgilim. Bastığımız topraklar sızlamasın, yürüdüğümüz zamanlar ağlamasın ben hiç olmamış gibi biterim. Yalanlarıma sığın, sığın ki gidişin haklı olsun sevgilim.
Sırra kadem basmış benliğin; başka hayatlara teslimsin. Ve senin korkuna mahkûm olmuş kaderim. Veremezdim seni hayata incinir kalbin bilirim, o yüzden çocukluğuna verdim her şeyi. Aşkın küçük olsun razıyım yar; sen küçük olmasaydın bu kadar.
Bilirim ki yazgımızı yazanların kalemleri tükenecek bir gün, seni çağıranların sesi kısılacak. Bizi yarım bırakanlardan geriye bir avuç korkun kalacak. Ve sen sırrı dökülmüş hayatınla yüzleşeceksin. Cesaretine küsmüş kahraman tüm iç hesapların depreşecek o gün. Güneşte kurut gözyaşlarını o zaman; çünkü ben güneşe verdim son nefesimi.

İşte tam ortasındayım hayatın


Dönüşü olmayan yollarda buldum kendimi. Yitip giden hayatların ortasında tanıdım yaşamayı. Tek anlamı ölümü beklemek olan hayatın öğretilmiş; ama hiç yaşanmamış pembeliğini aradım kana bulanmış gözlerimle. Benden çok uzak bir hayatın bitmişliği ile vuruldum. İşte tam ortasındayım hayatın; çok şey koptu gitti benliğimden.
Bitmişliğin başlangıcında kaldım. Oradayım hala; kaldığım yerdeyim işte. Nefes alabilmek ve ağlayabilmek tek tesellisidir, hayatıma kaldığı yerden devam eden bedenimin. Bıraktıklarımı taşıyamam yarınlara. Her şey bitmişliğin başlangıcında.
Tek bir umudum var gitmek. O da olmaz ayağıma prangadır bulunduğum şehir. Ben buralıyım artık; oralı olamam hiç bir şeyden. Umutla bekleyenlerin; boşunadır bekleyişleri. Kendime vereceğim kalmadı; tüm iç hesaplarım kesildi artık.

Yeniden doğmaya geldim

 

Aç kapılarını ben geldim. Sevgisizin geldi. Yüreğimde kuş çırpınışları, tüm sevgimi gömdüm ve geldim. Gençliğimi bırakıp yeniden doğmaya geldim, aç kapılarını.
Kavak yellerim başımda, deli çağım yanımdaydı. Bir adam geldi, isimsiz bir günde; gözlerinde kaybolduğum. Sevgimi istedi verdim; kendi sevgisiyle yoğurdu; sevgili olduk. Sevgimiz kocaman oldu, öyle büyüdü ki boyumuzu aşar oldu. Sonra adamın bilmediğim bir yüzü çıktı; bu yüzden bilmediğim bir kadın. Kadının adı fırtına oldu, ben tarumar oldum. Her şey karmaşa oldu. Biz karmaşanın iki tanığıydık ve karmaşadan daha karışıktık. Nefes almaya takatsiz oldum.
Yorgun bu yürek. Savaşmaktan yorgun... Aşkımı yaraladılar; sevda yenildi. Yenikliğimin acısına döndü gözlerimin rengi ve şimdi bakıp bakıp hüzünleniyorum dünlere. Gülümsemeler yok artık gönlümde. Bir gözyaşı, sitem, bir haykırış belki. Boşuna, duyan yok beni. Zaman da yorgun, yorgun ve durgun. Ağlamaklı gözlerim; bilinmezliğe çakılmış. Şarkılar da hüzünlü, hüznüm arşa dayandı. Kalp atışlarım, ürkek. Uykularım yırtıldı, hayallerim çalındı. Kara çarşaflara büründü maviliklerim. Hoyrat dillerde anılıyor adım şimdi.
Bir gece vaktiydi adam geri gelmediğinde. Deli çağımın deli ateşiyle, ateşe verdim dört yanımı. Yangınların ortasındaydım o gece. Kavak yellerim estikçe başımda, yangınım daha da büyüdü. Ruhumun en derinlerine kadar yandım.

 

Sevgim yarım, ben yamalak kaldım

 

Ya sevgim bitmeliydi, ya ben. İkimiz de bitmedik. Sevgim yarım ben yamalak öylece kaldık. Küllerimi bedenime sakladım. Şimdi kelimelerin yetmediği her hüzünlü anlatıda, gözyaşlarım tamamlıyor kelimelerimi. İşte böyle anlatılardan birinde daha hayat bir küfür oluyor dudaklarımda. Gözlerim dolunay gibi oluyor kocaman, uzakları kolluyor. Bir şeyleri, sanırım yarınları bekliyor.
Yaralın geldi annem, yarımın geldi. Kendimce yaşadığım sevgilerin tek gerçeği sen. Annem duy beni. Bıraktım gerisini önce sen duy beni. Beni en çok sen sevmedin mi? Kimsede anlam yokmuş benden yana. Yarımlığımı getirdim sana tamamla beni. Küllerimi getirdim yeniden doğur beni. Geldim anne, gelecek mutluluğumuzun günlerine. Aç kapını annem töresizin geldi bir daha asla dönmemecesine.

 

 

 

Ramazan GÜNTAY

ramazan.guntay@gmail.com

 

Yayın Tarihi: 2011-03-20 16:01:04