Düşün

 

Vakti Dolmuş Bir Yeminin Bitmeyen Şamatası

 

Sevgili dostum, yine uzun süredir yazamadım. Bunun nedenleri sayamayacak kadar çok da olabilir, az da olabilir. Bedenim olduğu kadar ruhum da yorgun… Yaşamak giderek tatsızlaşıyor. Kardeşim, oğlum ve yeğenimin işsizliği ve onların derdine derman olamamanın üzüntüsü insanın belini büküyor. Şükürler olsun ki, kardeşim bir haftadır, az da olsa ekmek parasını çıkarabileceği bir iş buldu. Yeğenim de öyle. Kala kala bir oğlum kaldı. Meclis çatısı altında olan, bürokrasinin üst kademelerinde bulunan, iş dünyasının içinde olan onlarca dostumuzun kapısını çaldık, ancak derdimize bir türlü derman bulamadık. Bu dostlarım, arkadaşlarım da ellerinden geleni yaptılar ama sanırım bir kere kısmetimiz bağlanmış…

 

VERDİĞİM SÖZÜ ANCAK TUTABİLİYORUM

 

Bu arada verdiğim birçok sözü de tutma şansım olmadı. Sonunda utandım ve bilgisayarımın başına oturdum, Bülent Parlak kardeşime verdiğim sözü tutmak istedim. Bülent, yıllardır çeşitli gazete ve dergilerde şiirlerini yayınlıyor. Ama daha önce de dediğim gibi ben şair olmadığım için onlar hakkında hüküm yürütme yetisini de kendimde görmüyorum. Ama verilmiş bir söz var ve yerine getirmeliyim.

Yıllar önce, 70’li yılların başlarında Milli Türk Talebe Birliği Kitap Kulübü’nde görev yaparken, bir gün, Galip Boztoprak ağabeyim bana neden şiir okumadığımı sordu. O sırada da Sezai Karakoç’un şiir kitaplarını raflara diziyordum. Ben de, şiirlerde verilmek istenen mesajı anlayamadığımı, bu yüzden de okumadığımı söylemiştim. Muhterem ağabeyim, “Ne mesajı arıyorsun ki, şiirin sözleri neyi anlatıyorsa, anlatılmak istenen de odur. Yorum yapmadan anladığın şekliyle oku” demişti.

 

BÜLENT PARLAK’IN GÜZEL ŞİİRLERİ

 

O günden sonra Galip ağabeyimi dinledim ve şiirleri o gözle okumaya başladım. Çok şiir okuduğum da söylenemez ama Bülent Parlak’ın “Sevgili Huzursuzluğum” adlı şiir kitabı beni çekti. En başta, kitabın adı beni kendine mıknatıs etkisiyle yaklaştırdı. Ben de bir huzursuzluk deryasında yüzerken karşıma çıktı…

“Adında bir yetimin ahı var.

Sırtında bir küfenin bezginliği.

Söylesem dillenir mi suskun kalmış fesleğen?

Yazında bir baharın ahı…”

Ne yazık ki “fesleğen” dillenmiyor… Ben kendi adıma söyleyeyim dillensin diye çok söylendim ama O’nun ağzını bıçak bile açmadı…

Bülent Parlak ile hemşerim ve dernek başkanım Mücahit Tanılır vasıtası ile tanıştım. Sonradan bu dostluğumuz sürdü gitti. Fakat bir türlü karşılıklı oturup sohbet etme imkanı bulamadık. Aylardır hep konuşup sözleşiyoruz, Mücahit, ben ve Bülent, sevgili arkadaşımız, hemşerimiz Erdal Çurgatay’ın Kuzguncuk’taki dinlendirici manzarasıyla adeta cennetten bir köşeyi andıran “Yeşil Mavi Cafe”sinde, Boğaz’a karşı oturup sohbet edeceğiz. Ama ne yazık ki, bu hayalimizi bugüne kadar gerçekleştiremedik, inşallah önümüzdeki günlerde gerçekleştiririz…

 

PARLAK’IN ŞİİRLERİ DÜŞÜNDÜRÜYOR

 

Sözü daha fazla uzatmadan, en kısa zamanda Bülent’in bu şiir kitabından edinmenizi ve şiirlerini okuyarak, anlattıkları ve anlatmak istedikleri üzerinde derin derin düşünmenizi tavsiye ederim. Ve de satırlarımı noktalarken, Bülent’in çok sevdiğim “Vakti Dolmuş Bir Yeminin Bitmeyen Şamatası” adlı şiirinden dizeleri size sunmak istiyorum:

“Vakti dolmuş andımın tövbeleri elimde

Koşuyor işte bak! Bir kırlangıç peşinde.

Cömertliği unutmuş günahlarım kın çeker,

Bağbozumu yaşanır tenha bir ben içinde

 

Sır yok artık bende, üryan akar tenimden,

Doldurmuşum küfemi yaşanmış bezginlikten.

Bir kadın yürüyor; cesaret yok kimsede;

Çarşı-Pazar perişan, suskun bir halk mermiden

 

Tünemiş korkaklığım giyiyor postalını,

Kızağında bir binek yürütür sandalını.

Bilmem ihtilal mi olacak, sarılacak mı yaram?

Kadın kurşun sıkıyor unutuyor ardını.”

 

 

Ramazan GÜNTAY

ramazan.guntay@gmail.com

Yayın Tarihi: 2011-06-06 05:47:19