‘Zamansız Bahçeler’in
en genişi gönüldür…
Sevgili dostum, bugüne kadar edebiyat dünyasına yönelik hiç yazı yazmadım. Çünkü kendi bilgi ve birikimimin yeterli olmadığını biliyorum. Gerçi lise yıllarımdan beri edebiyat ve kültür dünyamızın önde gelen isimlerinin yanında bulundum, sohbetlerine katıldım ama hiçbir zaman kendimi bu konuda yeterli görmedim.
Yıllar önce sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, Milli Türk Talebe Birliği yönetimindeyken ben de yine cumhurbaşkanımızın hemşerisi olan Galip Boztoprak ağabey ile Kitap Kulübü’nde görev yapıyordum. Çeşitli yayınevlerinden büyük iskontolarla temin ettiğimiz kitapları, çok cüzi bir karla üniversite öğrencilerine satıyorduk. Bir gün Galip ağabey, niye şiir okumadığımı sordu. Ben de, okuduğum şiirlerden hiçbir mesaj alamadığımı söyledim. Çünkü o yıllarda Türkiye’yi kurtarmak için yola çıkmıştık. Attığım her adımda, okuduğumuz her satırda ülkenin kurtarılması için bir mesaj arıyorduk. Bunun üzerine Galip ağabey, “Okuduğun şiirde mesaj arama, kelimeler neyi anlatıyorsa şiir odur” diyerek beni şiir okumaya yönlendirmişti.
Bana emekleri çok oldu.
Ben de ilk olarak, Kitap Kulübü’nün “kitap inceleme heyeti”nde yer alan Mustafa Miyasoğlu ağabeyimin “Rüya Çağrısı” isimli şiir kitabını okumuştum. Sonra yıllar içinde şiir okuma alışkanlığım devam etti. O yıllarda düşünce yapımın oluşmasında Galip Boztoprak’la birlikte Necip Fazıl Kısakürek, Kadir Mısıroğlu, Mustafa Miyasoğlu, Durali Yılmaz, Mustafa Özer Koç, Metin Önal Mengüşoğlu, Nabi Avcı, Sami Şener, Kadir Gülhan, Sadık Albayrak, Abdurrahman Dilipak, Selahattin Eş, Ali Rıza Demircan, Bekir Yıldız, Yaşar Karayel, Ömer Öztürk, Raşit Ürper, Nasuh Boztepe, Süreyya Köleoğlu ve ismini hatırlayamadığım ağabeylerimin etkileri büyük oldu. Bugün hepsine şükran borçluyum.
Mustafa Miyasoğlu ile o günlerden bugünlere kadar irtibatımız kopmadı. Zaman zaman bazı toplantılarda bir araya geldik, zaman zaman da telefonla görüştük. En son üstad Necip Fazıl Kısakürek için TV Net’te katıldığı bir programda kendisiyle görüştü. O görüşmemizde bana “Necip Fazıl Armağanı” ve “Zamansız Bahçeler” isimli kitaplarını hediye etti.
Beni çok etkileyen bir kitap
“Zamansız Bahçeler”i bana verdikten bir süre sonra Miyasoğlu ile bir görüşmemiz oldu. Bu görüşmede bana kitabı okuyup okumadığımı sordu. Utandım ama doğruyu söyleyip henüz okuyamadığımı söyledim. Bu eziklikle eve gelir gelmez kitabı elime aldım ve sonuna kadar okudum. Mustafa Miyasoğlu hakkında yazmak benim haddim değil. Ama aşağıdaki satırları beni çok etkilediği için sizinle paylaşmak istedim:
“Sanatçının çağına tanıklığını önemsediğim için, yeni bir bin yılın başında durum değerlendirmesi yapmanın gerekli olduğuna inanarak bu yazıları yazdım.
Son yüzyılın imkânlarıyla yetişen bir sanatçı olarak, kültür mirasımızın önce yok sayıldığını, sonra da köklerinden kopmanın acısı ve gelenekten yararlanma modasıyla ona yönelmeye çalışıldığını görür ve bunu değerlendirmeye çalışırsanız, elbette şaşırtıcı durumlarla karşılaşırsınız. Bu bakımdan kendi klasiklerini okuyamayan bizim aydınlarımız dünyanın en çelişkili insanlarıdır.”
Emsalsiz güzeller günümüzde yok
Sevgili dostum, biliyorsun yazı yazmaya başladığım günden beri sevginin, dostluğun, aşkın erdeminden bahsetmeye çalıştım hep. Eski aşkların artık yaşanmadığını, bu yüzden de günümüz şarkılarında, romanlarında da bir eksiklik olduğunu dile getirmeye çalıştım. Miyasoğlu da kitabında, “Eski zamanların klasik aşkları, emsalsiz güzelleri ve uslanmaz âşıkları günümüz edebiyatında yok” diyerek şu gerçeklere dikkat çekiyor:
“Belki bunlar hayatımızda olmadığı için edebiyatımızda da yoktur denecek, ama ben durumu buna bağlı görmüyorum. Bugün mutsuzlar yanında mutlu insanlara ve ailelere rastlamak mümkündür. Geçmişte de mutlular yanında mutsuzlar da vardı mutlaka. Ama hiçbir şey bugün olduğu kadar ortaya dökülmüyor, hep güzelliklerden söz ediliyordu. Güzel şeyler ancak güzel şeylerden doğar çünkü. Edebiyatı ‘edeb’ köküyle alakalı görenler sanatı da biraz da böyle anlıyorlardı.
‘Bir kez gönül yıktın ise…’
Sevgili dostum, Miyasoğlu “Zamansız Bahçeler”inde “gönül”ün önemine de dikkat çekiyor. Hani benim her zaman söylediğim ve dilimden düşürmediğim, bir zamanlar yanlış yazdığım için Galip ağabeyimin beni uyardığı “Bir kez gönül yıktın ise o kıldığın namaz değil” dediğimiz gönül…
Mustafa ağabey, bu konuda da şunları söylüyor “Zamansız Bahçeler”inde:
“Batı dillerinde olmayan bir kavramdır ‘gönül’. Yere göğe sığmayan Rabbimizin evidir, o yüzden de ‘gönül yapmak’ çok önemlidir. Belki de bu yüzden Yunus Emre şöyle diyor:
‘Bir kez gönül yıktın ise o kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil’
Evet, ‘zamansız bahçeler’in en genişi gönüldür. O yüzden yere göğe sığmayan Allah, mümin kulunun gönlüne sığar. Güzeldir ve güzeli sever. Güzeller de orada kalır tabii… Gönlün çocukları onun için Leyla ile Mecnun gibidir, Hüsn-ü Aşk gibidir. Yusuf ile Züleyha, Vamık ile Azra hikayeleri hep gönüldeki ateşle yanıp yakılanlar tarafından anlatılmıştır. Aşk derdiyle yanan Fuzuli ile ateş denizlerinden geçen Galip Dede ve kahramanları, bize özgü bir gönül yangınında derinleşirler, yücelirler. Bu kültür coğrafyasında yetişen sanatçılar kadar padişahlar da gönül eğitiminden geçerler. Aralarından, gerçekten de dünya çapında şairler ve bestekarlar çıkabilmiştir.”
Evet sevgili dostum, gönüle hitap eden ve aklımızın, fikrimizin ufuklarını enginlere açan yazılarla dolu bir kitaptan bazı satırları seninle paylaştım. En iyisi sen en kısa zamanda bu kitaptan bir tane al ve oku… Hatta çevrendeki insanlara da birer tane hediye et… Ben en kısa zamanda bunu yapacağım…
Ramazan GÜNTAY
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.