‘Herkes bendedir

ben herkesteyim’

 

 Geleceğin umut vaadeden yazarlarından Figen Güçlü ile bir söyleşi yaptık. Figen Güçlü bize duygularını, düşüncelerini anlattı. Yüreğini, iç dünyasını bize açtı. İşte bu güzel söyleşimiz:

 

Ramazan Güntay:  Yazılarınız yayınlanmaya başlar başlamaz çok büyük bir ivmeyle gerçekten dikkat çekici bir kitleye ulaştı. Hatta size şimdiden "kelimelerin cambazı" yakıştırması sıkça yapılıyor. Sizce böyle çabuk sevilmenizin, okuyucunun sizi bu kadar çabuk bağrına basmasının sebepleri ne olabilir? Bu konuda sizin görüşlerinizi alabilir miyim öncelikle?

 

Figen Güçlü: Bence bu soruyu yanlış insana soruyorsunuz. Bu sorunun cevabı okuyucularda saklı. Ben kendi yazılarımı samimiyetle yazdığım için, belki bu samimiyeti yakalamış olabilirler. Herkes bu yazılarda kendi hayatlarının yansımasının bir parçasını görüyor olmalı ki böyle güzel tepkiler alıyoruz.

Kısaca söylemek gerekirse herkes bendedir, ben de herkesteyim.

 

Ramazan Güntay:   Bu çıkışınız öyle ansız oldu ki, eminim siz de bizim kadar şaşırmışsınızdır bu duruma.

 

Figen Güçlü: Evet öyle oldu aslında. Ben de bu durumu çok şaşırarak izliyorum çünkü benim yazıyla yolculuğum bu siteyle başlamadı. Çok uzun zamandır bu yazdıklarımın bir yerlerde yayımlanması için uğraştım ama sonuç alamamıştım. Artık yeteneksiz olduğumu düşünmeye başladığım bir dönemde Ramazan Bey, ki ben ona yazılarımı göndereli neredeyse iki sene oluyordu, benimle iletişim kurdu ve yazılarım böylece bu sitede yayımlanmaya başladı. Ben de anladım ki, her şeyin olması için vaktinin gelmesi lazımmış.

 

Ramazan Güntay:   Yazmaya nasıl başladınız?

 

Figen Güçlü: Kitap okuyarak başladım sanırım. Küçüklüğümden beri okumayı çok seven bir insanım.

 

Ramazan Güntay:   Hangi yazarları okumayı seversiniz? Daha çok hangi tür okursunuz?

 

Figen Güçlü: Tür olarak kesin bir ayrım yapmıyorum. Şiir ya da roman, öykü ya da deneme, benim için ne olduğu farketmez. İçinde kaybolmam yeterli. Tür olarak bir ayrımım olmadığından da yazarlar arasında keskin sınırlarım yok. En çok hangisini severim, ya da en çok hangisini takip ederim... böyle bir ayrımım yok.

 

Ramazan Güntay:   Peki son dönemde neler okuyorsunuz daha çok?

 

Figen Güçlü: Daha bir kaç saat önce Stefan Zweig'in "Bir Kadının Yirmi Dört Saati" adlı kısacık bir romanı var, ona başlamıştım. Bu günlerde Elif Şafak okuyorum. Görünmeyeni görününle harmanlayabilmesi ve bunun hikayelerinin akışında yadırganmaması çok enteresan geliyor bana.

 

Ramazan Güntay:   Yazarken en çok nelerden ilham alıyorsunuz?

 

Figen Güçlü: Özlemden.

 

Ramazan Güntay:   Böyle tek kelimelik cevaplar vererek beni zor durumda bırakıyorsunuz ama...

 

Figen Güçlü: Sürekli bir şeylerden etkileniyorum, gazetedeki haberlerden, bir şarkı sözünden, geçmişten, okuduklarımdan... Ben yaşasaydım ne hissederdim? Aslında asıl çıkış noktam insanların sapma noktaları. Nasıl sapma noktaları? Mesela, hiç vazgeçemeyeceklerini düşündükleri bir insandan bir anda vazgeçebilmeleri. Bunu söylerken şuradan yola çıkıyorum: "Benim hiç başıma gelmez" diye düşündüğümüz her olayın, aslında hepimizin başına gelebileceği düşüncesi. Mesela, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde ötekileştirerek okuduğumuz insanların öykülerinin, bizim öykülerimizle aralarında hiçbir sınır olmaması ve onların yaşadığı her şeyin bizim de başımıza gelebilecek olması ihtimali... O yüzden benim düşüncemde ölmek ve öldürmek, iki arada bir derede kalmak ve her şeye rağmen hayatla başa çıkabilme çabası, başına gelenleri içine sindirebilme... yani kısacası hayatla hep bir alıp verememe durumu baskın çıkar.

 

Ramazan Güntay:  Yazılarınızda tarihten ve mitolojiden esintiler yakalamak mümkün. Bunun üzerine biraz konuşabilir miyiz?

 

Figen Güçlü: Ben sanat tarihi mezunuyum. Tarihle ve mitolojiyle çok içiçe olduğum için yazılarıma da yansıyor kaçınılmaz olarak.

 

Ramazan Güntay:   Demek sanat tarihi mezunusunuz. Hangi üniversite acaba?

 

Figen Güçlü: Ben okula başladığımda Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi ve Klasik Arkeoloji bölümü idi. Ben öğrenciyken iki kürsü ayrıldı, ben Sanat Tarihi'ni seçtim. Sonuç olarak Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü mezunuyum.

 

Ramazan Güntay:   Bu bölümde okumanın sizin hayata bakışınızda nasıl etkileri oldu?

 

Figen Güçlü: Böyle sanat ve tarihin iç içe geçtiği bir bölümde okumak, insanın tüm algılarını sonuna kadar açmasına sebep oluyor. Bir ülkenin sosyo-ekonomik ve siyasi yapısı sanatı belirleyen temel faktörler. O yüzden sanat, disiplinlerarası etkileşimin en yoğun olduğu alanlardan biri. Böyle olunca da insanın sanatın ya da bireysel yaratıcılığın geçmişten bugüne gelişimini izleyebilmek için sadece yaratılmış objeye doğrulttuğu tek boyutlu bir bakışı yeterli olmuyor, o eserin yaratıldığı ortamın her yönden analiz edilmesi gerekliliği de doğuyor. Bu gerekliliği gerçekleyebilmek için, insanın tüm algılarını sonuna kadar açması; savaşın, yıkımın, barışın, dostluğun, müziğin, şiirin, mitlerin, aşkın, hatta sanatın kendisinin bile... her şeyin insan için olduğunu görmesi; ve insanı olduğu gibi kabul etmesi gerekiyor.

 

Ramazan Güntay:   Öğrenciliğinizle ilgili unutamadığınız bir anınızı anlatır mısınız?

 

Figen Güçlü: O kadar çok anı var ki aslında o günlerden hatırladığım. Ama bir tanesi, hala hatırladıkça beni çok güldürüyor. Bir gece, kız yurdundaki arkadaşlarıma misafir olarak gitmiştim. Ertesi günkü mitoloji finaline çalışacaktık. Kız yurdunun tam karşısında da erkek yurdu vardı. Biz çalışırken, birden dışarıdan bir gürültü duyduk ve çok korktuk. Ne olduğunu anlamak için pencereden baktığımızda dersi önemsemeyen, küçük gören bir arkadaşın, yurdun camından sarkmış, elinde mitoloji kitabını sallayarak, "Bu ne biçim okul, bize masal öğretiyorlar" diye bağırdığını gördük. Hala o sahneyi hatırladıkça çok gülerim.

 

Ramazan Güntay:   "Şehir-siz" ne anlama geliyor?

 

Figen Güçlü: Bu aslında benim yazılarımdan alıntı bir isim. O yüzden yazımdan bir paragraf okuyayım. "Şehirsizdir insan, nerede yaratıyorsa anılarını, orasıdır insanın şehri. Kaldırımını çiğnemediği, yağmurunda ıslanmadığı, güneşinde kurumadığı bir yer, haritada bir renktir insan için. Bir şehirde doğmuş olmak, oralı olmaya yetmez. Bir şehirli olabilmek için doya doya, katmerlene katmerlene yaşamalıdır insan. Yaralanmalı, yaralarını sarmalı, hınca hınç mücadele etmeli; ya galip olmalı ya mağlup. Kim nerede veriyorsa bu hayat mücadelesini oralıdır. Yoksa herkes doğduğu topraklarda yaşardı... Çağlar boyu devam eden kaç-göç yüzünden ya da başka sebeplerle, anılarını yarattığı yerlidir insanoğlu. Şehir benim aslında, şehir sizsiniz. Şehirsizsiniz, bu yüzden aslolan mekanlar değil, hikayelerdir."

 

Ramazan Güntay:   Gerçekten çok güzel bir yazı. Sizin şehriniz hangisi peki?

 

Figen Güçlü: Şimdilik anılar yarattığım, mücadele ettiğim şehir İzmir ama yarın neresi olur kimse bilemez.

 

Ramazan Güntay:   Çok teşekkür ederim, nazik cevaplarınız için.

 

Figen Güçlü: Rica ederim, ben teşekkür ederim.

 

 

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:57:27