A’dan, Z’ye Hıdır Geviş…

Türkiye’nin ilk sanal partisinin kurucusu Taraf Gazetesi yazarı Hıdır Geviş huzurlarınızda!

Twitter birçok farklı sesin yükseldiği bir paylaşım ağı…

Hürriyetport/Pazar-  Çok ilginç fikirleri ortaya atanlar analizler yapanlar felsefe yayanlar var. Bende bütün bunların takibindeyken bir isimle karşılaştım adı Hıdır Geviş çok farklı biri müthiş bir pozitif enerjisi ve anlatım yeteneğine sahip Türk twitter’ın belki de en ilginç projelerini ortaya atan adam mesela son günlerde bir sanal parti projesi ile bir anda dikkatleri üstüne çekti. Benimde oldukça ilgimi çeken Hıdır beyi ve hayat hikâyesini size biraz daha yakından tanıtmak lazım gelir diye düşündüm.


Taraf ve daha önce yazılarınızın yayınladığı medya yayın organlarını takip edenlerin sizi yakında tanıdığı bir gerçek ama ben diyorum ki Hıdır Geviş’i bir de şöyle kendi cümleleri ile tanıyarak başlayalım sohbete ne dersiniz?

Gazeteciliği çok seven çok da keyif alan ancak medya sektöründeki işleyişten ve çarpıklıklardan bıkıp Amerika’ya kaçan biriyim. Orada ailemin tek kuruş yardımını almadan çok zor koşullarda başladım hayata. Detayları anlatmak istemiyorum çünkü hatırlamak istemiyorum.

Ne zaman ki business mastırı yapmaya başladım hayatım değişmeye başladı. PBS gibi saygın bir televizyon kuruluşunda ilk stajımı yaptım. Bu gelişme beni hayata daha da bağladı, 36 yaşında bir stajyerdim. Türkiye’deki arkadaşlarım bunu duyduklarında benimle dalga bile geçmişlerdi. Ama Türkiye’deki kalıplar çok da umurumda değildi, o kalıplar Amerika’da işe yaramıyordu çünkü. Ben yeniden dirilmiştim. Sonra Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde staja kabul edildim. Hatırlıyorum haberi duyduğumda hemen gidip kendime o ülkedeki ilk takım elbisemi satın almıştım. Benim için önemli bir başarıydı bu. Boston’dan New York’a taşındığım günü çok iyi hatırlıyorum. Hiç bir şeyi yanıma almamıştım, elbiselerimi bile, otobüste New York’a giderken akşamdı, geçmişteki zor günleri düşünmüş, “sonunda istediğin oldu, başardın Hıdırcım, oldu işte“ demiştim kendi kendime ve sesli sesli ağlamıştım.

Stajın ardından kısa bir süre danışman olarak kaldım BM’de, orada her şey çok yavaştı, New York’un hızıyla ters orantılı bir yerdi, ayrıca yeteneklerinizi rahatlıkla kaybedeceğiniz bir yer… Çok geçmedi bir Wall Street şirketinde iş buldum ve BM’den ayrıldım. Bu şirketle birlikte Search Engine Marketing denilen yeni bir iş alanına girdim. Artık psikolojik olarak yazmaya hazırdım, Türkiye’deki bazı medya sitelerine ve Taraf’a yazmaya başladım, en ilginci, esas mesleğim benim hobim olmuştu. Köşe yazarlığını basın yayın yüksekokulunda okuduğum yıllardan beri istiyordum ve sonunda o hedefimi de gerçekleştirmiştim, kendi dişim ve tırnağımla… Zaten şu hayatta, hiç bir armut bir gün olsun pişip de ağzıma düşmedi…


Her zaman proje üreten yeniliklere açık olan bir kişilik galiba sizin ki! Bu Amerika da uzun yıllar yaşamanın verdiğini bir alışkanlık mı? Her zaman yeniliklere açık olmak…

New York’da kendinizi yenilemediğiniz vakit ölürsünüz, bilgi saatinizi her gün yeniden kurulmalı, her geçen gün yeni şeyler öğrenmelisiniz. Çok zorlu bir rekabet var orada, kendinizi yenilemediğinizde yerinize geçebilecek binlerce genç var, üstelik bu gençler dünyanın en zeki ve en çalışkanları… Bu durum sizi ister istemez yeni gelişmelere karşı antenleriniz açık tutmaya itiyor. Oradaki iş marketinde sizi koruyan yakın bir arkadaşınız, amcanız, babanızın bir dostu yok. Amerika’da bu tür sosyal yolsuzluklara izin verilmez. Siz eğer iyiyseniz, o makamdasınızdır, sadece ilişkileriniz iyi olduğu için değil. Bu yapı, sizin kendi kalitenizi sürekli olarak belli bir standardın üzerine çıkarmaya zorluyor. Türkiye’de ise buna gerek yok, ilişkileriniz iyi ise her yere girebilirsiniz, sizin ille de iyi bir eleman iyi olmanız gerekmiyor. Bu anlamda Türkiye’de bir iş gücü rekabeti var gibi ama aslında yok. O nedenle burada gelişme yavaş, yeniliklere açık değil insanlar, hala kronik sorunları arkeolojik mantık yapısına sahip insanlar tartışıyor. Ancak yeni kuşak içinde farklı bir kesim var, Bu kesim dünya sistemiyle terbiye edilmiş. O nedenle farklılar, ben de onlardan biriyim.

Amerika’da ki Türk toplumu hakkında epey bilgiye sahipsiniz orada ki Türk Amerikan derneklerinin Türkiye’nin tanıtımı için yaptıkları yeterli mi? Lobi oluşturma konusunda Ermeni ve Yahudi toplumunun neresinde bizimkiler?

Amerika’ya çok geç gelmiş bir halk olarak güçlü ve etkili bir lobi oluşturmak öyle kolay değil. Biz, İtalyanlar, İrlandalılar, Museviler gibi bu ülkeye erken ve akın akın gelmemişiz. Lobi için sizin o ülkede bir nüfusunuz olmalı, o nüfusun ekonomik bir gücü olmalı, o nüfus içinden çıkmış akademisyenleriniz, işadamlarınız, sanatçılarınız olmalı. Türkiyeliler bu anlamda Amerika’da çok güçlü değiller. Bu nedenle lobimiz de zayıf.  Sadece TC desteğiyle de Amerika’da lobi değirmeni dönmez. Ancak Fethullah Gülen Cemaati son yıllarda Amerika’da yaşayan Türkiyelileri örgütlemeye ve disiplinli bir lobi çalışması yürütmeye başladı


Şu sıralar Türkiye’ye döndünüz uzaktayken hani bazı şeyler insana çok farklı yansır siz ülkenize döndüğünüzde ben şu konularda çok farklı şeyler düşünmüşüm dediğiniz oldu mu? 

Buradayken ne kadar demokrat bir sosyalist olsam da belli kalıplarla düşünüyordum. Örneğin Kemalizm’den çok fazla etkilenmiştim. Dine ve dindarlara karşı mesafeli ve önyargılıydım. Dünyayı ve hayatı daha dar kalıplarla algılıyordum. Şimdi daha esnek bir insanım, kendi düşünce ve inançlarımdan yeri geldiğinde şüphe etmekte hiç sakınca görmüyorum, karşımdakini dinlemeyi artık daha iyi biliyorum, kendi egomla kendimi kör etmekten sakınıyorum, meselelere Türkiye ölçeğinde değil dünya ölçeğinde bakmaya çalışıyorum. Küstahlık olarak algılanmasın lütfen ama İngilizce biliyor olmak çok değiştiriyor insanı, çünkü sadece yerli fikir kaynaklarından ve sınırlı çevirilerden beslenmiyorsunuz, kendinize İngilizcede yeni kaynaklar buluyorsunuz, onlardan etkileniyorsunuz bu da sizin farklı düşünmenize yol açıyor. Bir diğer nokta ise şu; Amerika’da bizzat yaşayarak o sistemin iyi ve kötü yönlerini daha iyi görüyorsunuz, kapitalizme ve Amerika’ya bakışım farklılaştı. Türkiye’deyken siyasi takıntıları kompleksleri olan bir insan olduğumu ben Amerika’dayken fark edebildim…

Ben Taraf gazetesini diğer gazetelere göre daha marjinal buluyorum bazen en son söylenecek şeyleri ilk başta söyleyip toplumsal tepkileri çektikleri oluyor sizin düşünceniz nedir bu konuda!

Taraf, çok tarihi bir misyonu yerine getirdi. Toplumsal bilinçaltımızda Cumhuriyet tarihi boyunca bastırdığımız düşünceleri dillendirdi. Parlamenter demokrasi kılıfındaki bürokratik-askeri diktatörlüğün yıkılması ve Cumhuriyetin kavramsal özüne dönmesi konusunda önemli işlere imza attı. Başlangıçta Taraf’la görünmek istemeyenler şimdi Taraf’ın çizgisine geldiler. Ancak Taraf şimdi bu misyonunu yenilerini de eklemeli. Bence Taraf bağımsız kimliğinin avantajını çok iyi kullanarak siyasi, ekonomik, sosyal ve entellektüel yolsuzluğun üzerine de gidebilir, Türkiye’nin yeni meseleleri bunlar. Eğer Taraf bu meselelerin üzerine de giderse vicdanın ve adaletin sesi olmaya ilelebet devam edecek.


Twitter da proje üretkenliğine sahip bir üyesiniz mesela memleketiniz Elazığ için sanatsal bir kalkınma projeniz var ayrıca birde nur topu gibi Sanal Parti projeniz hayata geçti bütün bunlar hakkında neler diyeceksiniz…

Bu ülkede hiç hoşlanmadığım bir alışkanlık var, o da şu; İnsanlar Ne Nasıl Olur’u tartışmak yerine Ne Nasıl Olmaz’ı tartışıyorlar. Bu nedenle yengeç sepetinde olanlar oluyor ve birbirimizi aşağıya çekiyoruz. Birlikte bir yola çıktığımızda birbirimize o yolun sonunda yiyeceğimiz meyveyi değil, korkuları ve endişeleri hatırlatıyoruz. Bu nedenle çoğu zaman o yolu yürüyemiyor, hedef belirleyemiyor ve o hedefi gerçekleştiremiyoruz. 10 yıl önce bu ülkeden ayrıldım, döndüğümde İstanbul gibi koca şehrin övünç duyduğu tek şey metrobüs hattıydı, daha fazlasını örneğin gerçek bir metro hattını talep etmeyen, azıyla övünen bir toplum.10 yılda trafik artmış, şehir havası araçlardan çıkan gaz nedeniyle kirlenmiş, gürültülü ve estetikten uzak bir kent ortaya çıkmış ama buna rağmen herkes bir belediye başarısından söz ediyor. Sahip olduğuyla mutlu olan ancak fazlasını da istemekten geri kalmayan bir karakterim var, o nedenle eleştirirken de yanında bir şey önermeyi, bir projeye ışık tutmayı seviyorum.

Örneğin Elazığ’a Gaziantep’deki gibi kirlilik üreten, çalışanı çok az paraya çalıştırarak ezen fabrikalar kurmak bana çekici gelmiyor. Dolayısıyla neden Las Vegas gibi bir bölge kurmayalım o şehre diye önerdim. Ortadoğulu zenginlerin gelip özgürce eğlenecekleri bir eğlence merkezi haline getirebiliriz Elazığ’ı. Ayrıca aileleri tek girişimci haline getirerek butik yiyecek markaları yaratabiliriz diyorum, bunları önerdiğim için naif olmakla itham ediyorum.  Yahu neden olmasın ki elinizde her şey var, sadece proje yapın ve uygulamaya çalısın. Ancak bizde sadece bir sene sonrasının hesabı yapıldığı için... Çin 50 yıl sonranın eğitim hedeflerini şimdiden belirlemiş. Bizde 10 yıl sonrası için spesifik ulusal hedefler var mı, yok.

Elazığ, Malatya, Antep gibi şehirler iyi hoş ama batıdaki büyük şehirlerde yaşamış oradaki üniversitelerden mezun olmuş insanlar için son derece sıkıcı şehirler. Kendi gençleri bile oradan sıkılıyor ve göç etmenin yollarını arıyorlar, sadece işsizlik gerekçesiyle değil, daha özgür ve çeşitlilik içeren sosyal ortamlarda yaşamak istiyorlar. Bu nedenle şehirlerin sadece kendi haklarıyla baş başa kalmasının önüne geçmek lazım, şehre dışarıdan yeni bir enerji katmak ve sosyal yaşamı ilerletmek için eldeki en kestirme yol, o kente sanatçıları çekmektir. Madem doğuda organize sanayi bölgeleri kuruluyor ve teşvikler alınıyor, o halde neden orada bir Organize Sanat Bölgesi kurulmasın. Sanatçılar, orada bir mahalleye veya özel olarak yeniden inşa edilen yeni bir mahalleye yerleştirilir, ressam, heykeltraş ve sinemacılar için stüdyolar yapılır, teşvikleri verilir, masraflarının bir kısmı karşılanır, eserlerinin pazarlanması sağlanabilir. Sonuç olarak o sanatçıları hedef alan küçük girişimciler, farklı konsepte cafeler, lokantalar, barlar açar ve bu gelişim kartopu misali büyür. Bunlar olmayacak şeyler değil, bu ülkede her şey yapılıyor bunlar neden yapılmasın…


Sizi toplumu kaynaştırma konusunda çok yetenekli buluyorum mesela 29 Aralık 2010 da oldukça hoş bir twitter kaynaştırma partisi düzenlediniz biraz da ondan bahsedelim isterseniz…

Türkiye’deki politik taraflar arasında önemli bir fiziki mesafe var. Bu mesafesinin bir sebebi de kuruntu ve kişisel hesaplar. Belli meselelerde anlaşamıyor ve çok farklı düşünüyor olabilirler ama ben ideolojik açıdan aralarında çok fazla fark görmüyorum. Bu doğal bir durum aslında, günümüzde artık ideolojiler sürekli hareket eden, yer değiştiren ve birbirleriyle iç içe geçen sirk çemberleri gibi…

Medyada bir bölünme var; “Yandaş medya” ve “Merkez medya “ diye. Her iki tarafın çalışanları aynı sosyal ortamlarda bir türlü bulunmak istemiyor, çünkü karşılıklı olarak boyuna birbirlerini abartılı biçimde top atışına tutuyorlar, bu durumdan her iki taraf da azıcık rahatsızlık duymalı, birbirinizden kaçmak yerine medenice bir araya gelin, konuşun, belki anlaşırsınız… Ben Twitter partisinde bunu sağlamaya çalıştım. Tarafları özellikle medyadaki tarafları bir araya getirmeye çalıştım, başarılı da oldum… İşadamı Numan Ceyhan sağ olsun çok yardım etti.

Ben sizin çok iyi bir moderatör olacağınız düşünüyorum var mı bu konuda girişimleriniz televizyonda bir tartışma programı bence sizin için biçilmiş kaftan ne dersiniz.

Çok teşekkür ederim böyle düşündüğünüz için, benim de amacım kendi televizyon şovumu yapmak. Geldiğim olgunluk seviyesiyle buna hazır olduğumu düşünüyorum. Şu anda bir televizyon kanalı ile karşılıklı olarak bir program projesi hazırladık bile, bakalım artık, gelişmeleri ben de merak ediyorum…


Türkiye’nin iç ve dış siyaseti hakkındaki fikirleriniz neler? Sizce açılım amacına ne kadar ulaşır!

Türkiye büyük bir dönüşümden geçiyor. Geçmişin siyasi inanışları ve klişeleri kırılıyor, halk 10 yıl öncesiyle kıyaslandığında çok liberal bir noktada. Artık bazı şeyleri daha kolay hazmediyoruz, demokratik özerklik kavramını duyduğumuzda kanımız donmuyor mesela. Kürt açılımı yavaş gitmiyor, bence sağlıklı bir hızda ilerliyor ve ben bu süreçteki metin tutumu nedeniyle hükümeti tebrik ediyorum.

Birazda özele girelim. Hıdır Geviş nasıl biri? Entellektüel mi yoksa hala kopup geldiği toprakların yetiştirdiği saflıkta mı? Neleri sever? Kimleri takip eder? Yaşamın hangi kıyısında görür kendini, seçicimidir?

Anlaşması kolay biriyim, bazen ciddi bazen budala bazen küçük bir çocuk bazen 70 yaşında bir erkek… Eğlenmeyi ve arkadaşlarımla birlikte vakit geçirmeyi seviyorum ama iş dışındaki zamanımın çoğunu yalnız geçiriyorum, kendimle baş başa kalmaktan büyük keyif alıyorum, kendimden çok hoşlanıyorum çünkü… Negatif düşünen, karamsar insanlardan kesinlikle uzak duruyorum, Türkiye TV’lerindeki dizilerin hiçbirinden hoşlanmıyorum, modern Arap müziğine büyük ilgi duyuyorum, burnu havada insanlardan rahatsız oluyorum, sade, doğal ve mütevazı insanlarla görüşmeyi seviyorum. Entellektüel miyim, ona bu röportajı okuyanlar karar versin. Kendimi her defasında zorla roman okurken buluyorum, romanlardan çok sıkılıyorum. Edebiyat takip ediyorum, ancak edebi eserlerde zekâ düzeyi çoğu zaman çok düşük, bu nedenle sanat ve edebiyat eleştirisiyle ilgili makale ve kitapları okumayı daha çok seviyorum. Bilimsel makaleler ve teorik kitaplar da beni çok heyecanlandırıyor, daha keyif çok alıyorum. Modayla ilgileniyorum, mimariyle ilgileniyorum, sinema sanatını, bütün sanatları içerdiği için sanatların kraliçesi olarak görüyorum. Hangi alanda ünlü olurlarsa olsunlar, kişilerin peşinden gitmeyi değil, yaptıklarının peşinden gitmeyi seviyorum, bu nedenle örneğin şu müzisyenleri seviyorum lafını benden duymanız zordur, çünkü şu şarkıları seviyorum demeyi tercih ederim.


Bir gün karşımıza yöneten sıfatı ile çıkma Türk siyasetinde bende bir oluşum içindeyim demek gibi bir düşünce var mı gönlünde…

İsterim, neden olmasın, profesyonel olarak siyaset yapmak çok eğlenceli bir iş gibi duruyor.

Müthiş donanımlı üretken ve ne istediğini neler yapması gerektiğini çok iyi bilen biri olarak Hıdır Bey sizinle bu sohbeti gerçekleştirmek çok hoştu ben gerçekten çok lezzet aldım bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim…

Rica ederim bende teşekkürlerimi sunarım hem size hem de okuyucularınıza…

 

Funda Erkoç/ Hurriyetport

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:32:58