İffet, tahrik edici bir rol
İffet, “80’ler” denince ilk akla gelen filmlerden biri. Kimi için intikam hikayesi, kimi için tutkulu aşkın karanlık bir resmi, kimi için her gün yüzüne baktığımız insanların aynadaki aksi... Ne acı ki; bir tane “malum” sahnedir aslında meşhur ettiği; oysa film -aynen bugünkü gibi- namusu, iffeti kadına, kadın bedenine, kadının cinselliğine bağlayan bir anlayışın ifadesi...
Anne yok; babasıyla yaşayan iki genç kız. Büyük kardeş, yani vaktiyle Müjde Ar’ın canlandırdığı İffet, babası tarafından okuldan alınmış, evi babasıyla çekip çeviren “ev kızı”.
İffet’in baba baskısıyla titrediği dört duvarın dışında bir adam var. Taksi şoförü, mahallenin yakışıklısı, Türk sinemasının “fakir ama gururlu” değil, “fakir ama şeytan tüylü, ne yapsa cazibesini kaybetmeyen” karakter bankasının en has elemanı, vaktiyle Faruk Peker’in canlandırdığı Cemil.
Cemil’in bütün mahalle kızlarını “elden geçirdiği” bilinir. Bilinir ama yine de müsamaha gösterilir, “evlenince durulur böyleleri” denilir. Çünkü o, erkektir.
İffet, uğrunda ölecek, öldürecek kadar aşıktır Cemil’e... Ama Cemil öyle mi?
Bilinmez. Belki deli aşık İffet’e; belki de arzusu sadece tenine. Tecavüzü bile reva görür kendine, işi bitince “Senin de istediğini biliyorum, dayanamadım” der pişkince. Gebe bırakır İffet’i, bıraktığı gibi de tutar kolundan, başı belaya girmeden “işi hallettirmeye” götürür.
Ebe “Bu kaçıncı ulan?” der, Cemil omuz silker.
Vedadan sonraki zoraki nekahet döneminde İffet’e kötü haber kardeşinden gelir: “Abla, Cemil nişanlandı.”
Ha, Cemil’in bir arzusu var; ta en baştan beri. Bir otomobil istemektedir kendi külüstürü yerine, yepyeni.
İffet olacaklardan habersiz iyileşmeye gayret eder ve hayaller hayaller kurar. Cemil ise bu esnada ona “düğün hediyesi otomobil” vaat eden mahallenin zengininin kızı ile nişanlanır.
İffet yataktan kalktığı gibi kendini sokaklara atar, “Cemil” diye inleyerek. Babası şahit olur bu görüntülere, artık İffet bitmiştir onun için. Kızı, iffetini, namusunu kaybetmiştir. Sokak ortasında yatırıp kemerle döverken onu, evlatlıktan da reddeder; hem de tüm mahalleli önünde...
İffet canına kıymak ister, yapamaz. Ölmeyi beceremez ama intikam almayı becerecektir. Kısa bir süre sonra Cemil’e bir oyun oynayacak, önünde diz çöktürecektir... Fakat Cemil diz çökünce, mesele bitmeyecektir...
* * *
İşte bu hikayeyi konu edinen 80’lerin “olay filmi” İffet, Müjde Ar’ın yerini Deniz Çakır, Faruk Peker’in yerini ise İbrahim Çelikkol’un aldığı, yönetmenliğini Faruk Teber’in üstlendiği bir diziye dönüştü. Bu ay itibariyle Star TV ekranında olacak.
Deniz ve İbrahim’le ilk bölüm çekilirken buluştum, bakın neler konuştum...
İffet sinema tarihi içinde önemli bir film. Müjde Ar ve Faruk Peker ile akıllara kazınmış. Yeni başroller olarak “Ya altında kalırsak” endişesi taşıyor musunuz?
Deniz Çakır: Benim öyle bir stresim yok, çünkü ben bana verilen projeye sıfırdan, yeni bir iş gibi bakıyorum. Sıfırdan yeni bir karakter, yeni bir rol yaratmaya çalışıyorum. Filmle kıyasladığımız zaman dizinin oldukça farklı yönleri var. Filmde iki başrol vardı ve konu onların üzerine dönüyordu. Bu bir dizi, yan karakterler daha derinlikli ve hikaye daha geniş. Dolayısıyla film olan “İffet”teki karakterlerin tüm özelliklerini doğrudan taşımıyor yeni karakterler. Karşılaştırılacak bir durum yok aslında ama yine de karşılaştıranlar olabilir tabii. Allah’tan çok çok hayran olduğum bir aktris oynadı İffet’i en başta. Hem bir aktris, hem de bir kadın olarak çok beğenirim Müjde Ar’ı. O yüzden hiç endişeli değilim. Aksine, gurur duyarım gençken onun oynadığı bir rolü oynamaktan. Zaten böyle şeylere takılırsak oyuncular olarak, hiçbir şey yaratamayız.
İbrahim “Benim Cemil daha az sapık” dedi, “yeni İffet”in ne gibi farklılıkları var orijinal İffet’ten?
D.Ç.: Yine aşık deliler gibi. Gerçi aşkın tanımı herkese göre değişir ama dışarıdan bakıldığında da evdeki büyük baskıya rağmen ayakları yere inmeyen bir kadın görüyoruz. Tabii o baskının da kendi içinde sebepleri var; gitmiş bir anne var, evde iki tane genç kız var, babanın kendi durumu var... Böyle bir durum içinde evden sokağa adım attığında gördüğü tek şey Cemil. Algısı sadece onu seçiyor, kalbi pır pır. Her şeyi yapabilecek durumda onun için. Bir taraftan da ateşle barut yan yana durmaz durumu var, çünkü inanılmaz bir tutku, çok başka bir çekim söz konusu aralarında.
Dizilerin üzerimizdeki etkilerini biliyoruz, sizce izleyici bir mesaj alacak mı diziden? Malum, Türkiye’de yaşayan kadınların derdi İffet’in anafikriyle çakışıyor...
D.Ç.: Bence yapımların mesaj kaygısı olmamalı. Yani, tabii ki izleyiciye bir mesaj vermeli ama bizler öncelikle mesaj kaygısından başlamamalıyız işe. Ama günümüzde bu kadar töre, namus cinayetlerinin işlendiğini düşünecek olursak doğru yere işaret edecek. Şu son bir aydır İffet’le yatıp İffet’le kalktığım için daha da çok dikkatimi çekiyor belki, aklımın hayalimin almayacağı şeyler duyuyorum. Biz gerçek bir kesiti göstereceğiz, olan şeyler bunlar. “Yok artık” diyoruz ama hayatımızın ortasında. İzleyici ekranda kötüyü gördüğünde kendine çıkarım yapabilir, iyi evlat nasıl olunur, doğru baba nasıl olunur, iyi yapmaya çalışırken nasıl bunu en kötü hale çevirirsin, fazla sıkarsan nasıl yanlışa itersin, sonuçları ne olabilir gibi...
Sizde hiçbir “afallama dönemi” oldu mu?
İ.Ç: Tabii, mesleğe ilk başlanılan yıllardaki tecrübesizlik insana çok şey öğretiyor. Ben de “Pars Narkoterör” zamanına, beş sene öncesine gidecek olsam o ilk “çok tanınma” zamanlarının zorlayıcı olduğunu söyleyebilirim.
Nasıl yani?
- Bir anda başrolsün, kameralar senin üstünde, ilgi senin üstünde, ne diyeceğini bilmiyorsun, titriyorsunuz...
Nasıl atlattınız yara almadan ya da şöhret olma haline karşı nefret geliştirmeden?
- Bu dönemleri geçerken tecrübesine güvendiğim insanlarla konuştum, fikir aldım, “nedir bu yani” dedim, öğrenmeye çalıştım. Tabii öğrenme aşaması zor geçiyor.
Melike Karakartal